Daha fazla hava durumu tahmini: 15 günlük hava durumu İstanbul
Bizimle İletişimde Kalın

Sağlık

H3N2 Virüsünde Son Durum: Bakanlık Açıkladı, Türkiye Risk Altında Mı?

Yayımlandı

üzerinde

H3N2 Virüsünde Son Durum: Bakanlık Açıkladı, Türkiye Risk Altında Mı?

📅 Yayın Tarihi: 17 Aralık 2025
🕐 Yayın Saati: 14:30
⏱️ Okuma Süresi: Yaklaşık 4 dakika

Sağlık Bakanlığı, Avrupa’da yayılan H3N2’nin K varyantının Türkiye için şu an “endişe verici bir durum oluşturmadığını” açıkladı. Ancak uzmanlar, virüsün yüksek bulaşıcılığı nedeniyle önümüzdeki haftalarda vaka artışı bekliyor.

Havaların soğumasıyla birlikte dünya genelinde grip vakaları artışa geçti. Özellikle H3N2 influenza virüsünün yeni bir alt türü olan “Subclade K”, Avustralya’da ortaya çıktıktan sonra Avrupa, Amerika ve Asya’da hızla yayılıyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, virüs şu ana kadar Güney Amerika hariç 34’ten fazla ülkede tespit edildi. Bu gelişmeler, “Türkiye risk altında mı?” sorusunu gündeme getirdi.

Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürü Doç. Dr. Muhammed Emin Demirkol, konuya ilişkin net bir açıklama yaparak kamuoyunu bilgilendirdi.

1. Sağlık Bakanlığı’ndan Açıklama: “Endişe Verici Bir Durum Yok”

Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürü Doç. Dr. Muhammed Emin Demirkol, Anadolu Ajansı’na yaptığı değerlendirmede, influenza virüslerinin her yıl mutasyona uğradığını ve H3N2’nin K varyantının da beklenen dönemsel varyantlardan biri olduğunu vurguladı.

Demirkol, “Ülkemiz açısından net olarak söyleyebiliriz ki bu varyant şu an için herhangi bir tehlike arz etmiyor” ifadesini kullandı. Türkiye’de grip sezonunun ekim ayında başlayıp mayısa kadar devam ettiğini hatırlatan Demirkol, havaların soğumasıyla vakalarda artış yaşanmasının olağan olduğunu belirtti.

Bakanlık, tüm grip vakalarını anlık olarak takip ettiğini ve şu an için endişe edilecek bir tablo olmadığını açıkladı. Demirkol, “Grip sezonunu ciddi bir sorun yaşanmadan atlatmayı hedefliyoruz” dedi.

2. H3N2 Subclade K Virüsü Nedir ve Neden Hızlı Yayılıyor?

H3N2, influenza A virüsünün bilinen bir alt tipi. Virüs, genetik yapısında sürekli değişikliklere uğruyor. Bu yıl dünyada yayılım gösteren ve “Subclade K” (veya J.2.4.1) olarak adlandırılan yeni varyant, yedi farklı mutasyon taşıyor. Bu mutasyonlar, virüsün bağışıklık sisteminden kısmen kaçabilmesini ve dolayısıyla daha hızlı yayılmasını sağlıyor.

· Kaynak: İlk olarak 2025 yazında Avustralya ve Yeni Zelanda’da tespit edildi.
· Yayılma Hızı: DSÖ, virüsün “görülmemiş bir hızla” yayıldığını bildiriyor. Bulaşma katsayısının (R0) yaklaşık 1.4 olduğu, yani enfekte her 100 kişinin virüsü ortalama 140 kişiye bulaştırabileceği tahmin ediliyor.
· Hastalık Şiddeti: Mevcut epidemiyolojik veriler, bu yeni varyantın daha ağır veya ölümcül hastalığa neden olduğunu göstermiyor. Vakalar genellikle hafif üst solunum yolu enfeksiyonu şeklinde seyrediyor. Ancak, klasik gripte olduğu gibi risk gruplarında ciddi komplikasyon riski devam ediyor.

3. Uzmanlar ve Sağlık Kuruluşları Ne Diyor? Türkiye İçin Tahminler

Sağlık Bakanlığı’nın sakinleştirici açıklamalarına rağmen, bağımsız sağlık kuruluşları ve uzmanlar yakın gelecekte vaka sayılarında artış olabileceği konusunda uyarıyor.

Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD), Avrupa’daki hızlı artış nedeniyle Türkiye’de de önümüzdeki günlerde benzer bir yoğunluk yaşanmasının beklendiğini açıkladı.

Medical Park Hastanesi’nden Prof. Dr. Tevfik Özlü ise, virüsün Türkiye’de de görülme ihtimalinin yüksek olduğunu belirterek, “Şu anda pandemi veya küresel salgın riski söz konusu değil. Sadece risk gruplarının dikkatli olması gerekiyor” dedi.

4. Hangi Belirtilere Dikkat Edilmeli? Risk Grupları Kimler?

H3N2 enfeksiyonu, klasik grip belirtileriyle kendini gösteriyor. Ancak bu sezon bazı belirtilerin daha öne çıktığı gözlemleniyor.

Öne Çıkan Belirtiler:

· Yüksek ateş
· Şiddetli baş ve eklem ağrısı
· Kuru öksürük
· Halsizlik, yorgunluk
· Boğaz ağrısı ve burun akıntısı

Yüksek Risk Grupları (Hastalığı ağır geçirme riski taşıyanlar):

· 65 yaş ve üzeri yetişkinler
· 5 yaş altı çocuklar (özellikle 2 yaş altı bebekler)
· Kronik hastalığı (kalp, akciğer, böbrek, diyabet, vs.) olanlar
· Bağışıklık sistemi baskılanmış bireyler
· Gebeler
· Obezite sorunu olan kişiler

Acile Ne Zaman Başvurulmalı?

Nefes darlığı,göğüste ağrı veya sıkışma hissi, 3 günden uzun süren yüksek ateş, şiddetli halsizlik, yeterli sıvı alamama ve özellikle risk grubundakilerde hızla kötüleşen belirtiler durumunda vakit kaybetmeden doktora başvurulmalıdır.

5. Korunmak İçin Alınabilecek 6 Temel Önlem

Hem Sağlık Bakanlığı hem de uzmanlar, korunmada aşı ve kişisel hijyen önlemlerinin altını çiziyor.

1. Grip Aşısı Olun: Aşı, hastalığı tamamen önlemese bile özellikle ağır hastalık, zatürre gibi komplikasyonlar ve hastaneye yatış riskini önemli ölçüde azaltıyor. Mevcut aşıların bu yeni varyantla tam eşleşmese de, özellikle risk gruplarında ciddi koruma sağladığı biliniyor.

2. Elleri Sık Sık Yıkayın: Elleri sabun ve suyla en az 20 saniye yıkamak, bulaşmayı engellemenin en etkili yollarından biridir.

3. Kalabalık Ortamlarda Maske Kullanın: Toplu taşıma, alışveriş merkezleri gibi kalabalık ve kapalı alanlarda maske kullanımı bulaş riskini düşürür.

4. Hasta İseniz Evde Dinlenin: Grip belirtileri gösteren kişilerin, başkalarına bulaştırmamak için mümkün olduğunca evde istirahat etmesi ve toplu alanlara girmemesi toplum sağlığı açısından kritik öneme sahip.

5. Ortamları Havalandırın: Bulunulan kapalı ortamları sık sık havalandırmak, virüs yoğunluğunu azaltır.

6. Sağlıklı Yaşam Alışkanlıklarını Sürdürün: Dengeli beslenme, yeterli uyku, bol sıvı tüketimi ve düzenli fiziksel aktivite bağışıklık sisteminin güçlü kalmasına yardımcı olur.

Özet: Mevcut Durum ve Beklentiler

· Resmi Açıklama: Sağlık Bakanlığı, H3N2 K varyantının Türkiye için şu an tehlikeli olmadığını, vakaların yakından izlendiğini açıkladı.
· Küresel Durum: Virüs, DSÖ verilerine göre 34+ ülkede tespit edildi ve hızlı yayılım gösteriyor, ancak hastalık şiddetinde belirgin bir artış yok.
· Uyarılar: TÜSAD ve bazı uzmanlar, Avrupa’daki yayılım modeline dayanarak Türkiye’de de önümüzdeki haftalarda vaka artışı bekliyor.
· Korunma: Grip aşısı özellikle risk grupları için en etkili koruma yöntemi olmaya devam ediyor. Kişisel hijyen ve hasta olduğunda evde istirahat etmek de bulaş zincirini kırmak için hayati önem taşıyor.

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sağlık

Doktor Didem: Eksi 30 Derecede, 1,5 Metre Karda Yatan Hastalara Ulaşan Sağlık Kahramanı

Yayımlandı

üzerinde

Doktor Didem: Eksi 30 Derecede, 1,5 Metre Karda Yatan Hastalara Ulaşan Sağlık Kahramanı

29 Ocak 2026 – 14:30

DHA

Van’ın Çaldıran ilçesinde, Türkiye’nin kayıtlara geçen en düşük sıcaklığının ölçüldüğü bu topraklarda, genç bir doktor ve ekibi, kar kalınlığının 1,5 metreyi bulduğu yollarda yürüyerek, evlerinde mahsur kalan hastalara şifa taşıyor.

VAN – Hava sıcaklığının zaman zaman eksi 30 derecenin altına düştüğü, kar kalınlığının yer yer bir insan boyunu aştığı Van’ın Çaldıran ilçesinde, “Evde Sağlık Hizmeti” ekibi adeta bir insanlık dersi veriyor. Araçların çıkamadığı yolları yürüyerek aşan ekip, ulaşılması zor mezralarda yaşayan ve hastaneye gidemeyen yaşlı ve kronik hastaların kapısını çalıyor. Bu zorlu görevin ön saflarında ise 25 yaşındaki Pratisyen Dr. Didem Durgun bulunuyor.

· Kim?: Çaldıran Devlet Hastanesi Evde Sağlık Hizmetleri Birim Sorumlusu Dr. Didem Durgun (25) ve ekibi.
· Ne Yapıyor?: Karla kaplı, ulaşımın neredeyse imkansız olduğu mezralara yürüyerek ulaşıp, evinde mahsur kalan hastaları muayene ediyor, tedavilerini düzenliyor.
· Nerede?: Türkiye’nin en soğuk ilçelerinden biri olan Van’ın Çaldıran ilçesi ve civar köy/mezralar.
· Ne Zaman?: Haftanın 5 günü düzenli olarak bu hizmet veriliyor. Son ziyaret, 29 Ocak 2026 tarihinde gerçekleşti.
· Önemli Detaylar: Kar kalınlığı 1,5 metreyi buluyor. Ekip, bazen araçtan inip 500 metre yürümek zorunda kalıyor. Bölgede 180 hasta düzenli olarak takip ediliyor.

Bir İnsanlık Görevi: Eksi 30 Derecede 35 Kilometrelik Yolculuk

Hikaye, ilçe merkezine 35 kilometre uzaklıktaki Tekindere Mahallesi’ne bağlı Kandil mezrasında yaşayan iki hasta için çıktıkları yola dayanıyor. KOAH ve kalp yetmezliği hastası Çavreş Dağ (65) ile kalp yetmezliği bulunan Sait Canünver (88), ağır kış şartları nedeniyle sağlık kuruluşlarına ulaşamıyordu. Dr. Didem Durgun ve ekibi, araçların ilerleyemediği noktada yollarına yürüyerek devam etti. Kar ayakkabıları ve kalın kıyafetlerle, dondurucu soğuğa meydan okuyarak hastaların evine ulaştılar.

Dr. Durgun, “Türkiye’nin en zorlu coğrafyalarından birinde görev yapıyoruz. Evde Sağlık Hizmetleri doktoruyum. Zorlu kış şartlarında yatağa bağımlı, yaşlı ve kronik hastalığı bulunan hastalarımızı evlerinde ziyaret ederek, gerekli sağlık taramalarını yapıyoruz. Gerekli durumlarda uzman doktorlarımızla online olarak hastalarımızı birlikte değerlendiriyoruz” dedi.

“Bazen 500 Metre Karda Yürüyoruz”

Çaldıran’da kar sadece bir engel değil, aynı zamanda günlük bir mücadele alanı. Dr. Durgun, yaşadıkları zorlukları şu sözlerle anlatıyor: “Aracımız her evin önüne gidemiyor. Bu nedenle bazen 300-500 metre karda yürüyerek hastalarımızı ziyaret ediyoruz. Karlı günlerde yolda kaldığımız da oluyor. Yol açıldıktan sonra hastalarımıza ulaşabiliyoruz.”

Ekibin karşılaştığı tek zorluk hava koşulları değil. Dr. Durgun, “Bazen gittiğimiz mahalle ve mezralarda sokak köpeklerinin saldırılarına maruz kalabiliyoruz. Bu nedenle hasta yakınlarıyla önceden iletişime geçiyoruz” ifadelerini kullanıyor.

180 Hastanın Umudu: “Memleketime Hizmet Etmek Gurur Verici”

Dr. Didem Durgun, mezun olduktan sonra ilk görev yeri olan memleketi Van’da çalışmaktan büyük mutluluk duyuyor. Kendi hemşerilerine hizmet etmenin gururunu yaşadığını belirten Durgun, “Hastaneye ulaşamayan hastalarımıza ulaşıp, onlara sağlık hizmeti sunmak bizi de mutlu ediyor” diyor.

Çaldıran Devlet Hastanesi Evde Sağlık Hizmetleri Birimi olarak, ilçeye bağlı 105 mahalle ve mezrada yaşayan, çoğunluğu 65 yaş üstü 180 hastaya düzenli olarak hizmet götürdüklerini aktaran Durgun, her gün bir güzergah belirleyerek hastaları tek tek ziyaret ettiklerini, gerekirse ambulansla hastaneye sevk işlemlerini de organize ettiklerini sözlerine ekliyor.

 “Allah Sizden Razı Olsun”: Hasta Yakınlarının Minnettarlığı

Yapılan bu fedakar hizmet, hasta ve hasta yakınlarının yürekten duaları ve teşekkürleriyle karşılık buluyor. Kalp yetmezliği hastası Sait Canünver’in oğlu Hanifi Cangünver, “Bu zorlu kış şartlarında, kar kış demeden babamın kapısını çalan, onun sağlığıyla ilgilenen tüm sağlık çalışanlarına minnettarız. Allah onlardan razı olsun” diyerek hislerini ifade etti.

Dr. Didem Durgun ve ekibinin hikayesi, sadece bir sağlık hizmetinin ötesinde, insan sevgisinin, mesleki sadakatin ve dayanışmanın Türkiye’nin en ücra köşelerinde bile nasıl hayat bulduğunun canlı bir kanıtı olarak hafızalara kazınıyor.

Okumaya Devam Et

Magazin

Sosyal medya fenomenlerine tepki: “Peynir ve süt paylaşımları yanlış, bilimsel gerçeklerden uzak”

Yayımlandı

üzerinde

Sosyal medya fenomenlerine tepki: “Peynir ve süt paylaşımları yanlış, bilimsel gerçeklerden uzak”

FatihDoganMedya – Haber | 28 Ocak 2026, 11:37

Son dönemde sosyal medyada yayılan peynir ve ambalajlı süt ürünleri paylaşımlarına Ulusal Süt Konseyi Araştırma ve Danışma Kurulu’ndan sert tepki geldi. Kurul başkanı, bazı fenomenlerin etiketler üzerinden yaptığı yorumların tüketiciyi yanlış yönlendirdiğini ve “kamuoyunda bilgi kirliliği” yarattığını vurguladı.

“Etkileşim kaygısı bilgi kirliliğine dönüştü”

Ulusal Süt Konseyi (USK) temsilcileri, özellikle ambalajlı ürünlerin içindekiler kısmında yer alan katkı maddeleriyle ilgili sosyal medya paylaşımlarının, mevzuatta kullanımına izin verilen katkıları “zararlı” gibi gösterdiğini belirtti. Kurul yetkilileri, gıda güvenliğinin risk analizleri ve bilimsel veriler ışığında değerlendirildiğini, bu tür iddiaların dayanağı olmadığını söyledi. Tüketicilere ise ilk adım olarak etiket okumaları çağrısı yapıldı.

Üretici ve sektör temsilcilerinin endişesi

Sektör paydaşları ve bazı üretici dernekleri de sosyal medyada yayılan iddiaların haksız rekabete ve tüketicide gereksiz paniğe yol açtığını ifade ediyor. Üreticiler, mevzuata uygun üretim yapan ambalajlı ürünlerin üretim, depolama ve dağıtım zincirinde sıkı denetimlere tabi olduğunu hatırlatarak, asılsız iddiaların markalara ve tedarik zincirine zarar verdiğini belirtiyor

USK açıklamasında, Türk Gıda Kodeksi’nde izin verilen katkı maddelerinin hangi amaçla ve hangi miktarda kullanılacağının açıkça düzenlendiği hatırlatıldı. Ayrıca Tarım ve Orman Bakanlığı’nın denetimleri ile uygunsuz üretim yapan işletmelerin tespit edildiğinde kamuoyuyla paylaşıldığı, dolayısıyla tek tek iddiaların mevzuat ve denetim mekanizmaları çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği belirtildi. Uzmanlar, sosyal medya gönderilerinin teknik detayı atlayıp yalnızca korku dili kullanmasının tüketicinin sağlıklı karar vermesini zorlaştırdığını söylüyor.

Tüketici ne yapmalı?

  • Ürünü satın almadan önce içindekiler ve besin değerleri tablosunu kontrol edin.

  • Şüpheli bulduğunuz bir durum varsa ürünü üretici hattına veya Tarım ve Orman İl/İlçe Müdürlüğü’ne bildirin.

  • Sosyal medyada paylaşılan iddiaları tek başına doğru kabul etmeyin; resmi kurum açıklamalarını ve bağımsız denetim sonuçlarını gözden geçirin.

Türkiye’de zaman zaman peynir ve süt üretiminde uygunsuz uygulamalar tespit edilebiliyor; bu tür tespitler resmi denetimler sonucunda ilan ediliyor. Ancak uzmanlar, istisnai vakalardan yola çıkarak tüm ambalajlı ürünleri “sağlıksız” ya da “sahte” gibi genellemelerle yaftalamanın yanlış olduğu uyarısında bulunuyo

Okumaya Devam Et

Sağlık

Anne Sütüne Kadar Sızan Görünmez Tehlike: Mikroplastikler İnsan Sağlığını Nasıl Tehdit Ediyor?

Yayımlandı

üzerinde

Anne Sütüne Kadar Sızan Görünmez Tehlike: Mikroplastikler İnsan Sağlığını Nasıl Tehdit Ediyor?

Tarih: 25.12.2025 Saat: 10:00 Okuma Süresi: 4 dk


“Mikroplastik artık bir çevre değil, doğrudan bir sağlık sorunu.” Çevre Yönetimi Uzmanı Sara Sajedi

Bilim insanları tarafından yeni yapılan araştırmalar, mikroplastiklerin anne sütü de dahil olmak üzere soframıza gelen pek çok temel gıdada bulunduğunu ortaya koyuyor. Dünya genelinde hızla yayılan bu kirlilik, sadece çevre için değil, doğrudan insan sağlığı için de kritik bir tehdit haline gelmiş durumda.

Mikroplastikler Doğal Gıdalarımıza Nasıl Sızıyor?

Bilim dünyasını sarsan araştırmalar, plastiğin hayatımıza ne denli nüfuz ettiğini gözler önüne seriyor. Anne sütü, plasenta ve insan kanında dahi tespit edilen mikroplastikler, artık sadece denizlerin ve toprağın değil, insan vücudunun da bir parçası haline gelmiş durumda.

Bu küçük partiküller gıdalara birden fazla yoldan bulaşıyor. Tarım yapılan topraklar, plastik atıklarla ve sentetik giysilerden yayılan liflerle kirleniyor. Plymouth Üniversitesi’nde yapılan bir çalışma, mikroplastiklerin, bitkilerin köklerindeki koruyucu bariyeri aşarak turp gibi sebzelerin yenilebilir kısımlarına kadar ulaştığını kanıtladı. Benzer şekilde, havada uçuşan mikroplastikler, hayvan yemlerine ve açıkta duran gıdalara karışabiliyor.

· Süt ve Süt Ürünleri: Araştırmalar, mikroplastiklerin süt ve süt ürünlerine, hayvan yeminden, sağım ekipmanlarından veya işleme süreçlerinden bulaşabileceğini gösteriyor. Özellikle uzun süre olgunlaştırılan peynirlerde, su kaybı nedeniyle bu partiküllerin konsantrasyonu daha da artıyor.
· Şişelenmiş Su: Concordia Üniversitesi araştırmasına göre, düzenli olarak şişelenmiş su tüketen bir kişi, musluk suyu içen birine kıyasla yılda 90 bin adet daha fazla mikroplastik partiküle maruz kalıyor.
· Deniz Ürünleri: Özellikle midye ve istiridye gibi kabuklu deniz canlıları, suyu filtreleyerek beslenmeleri nedeniyle yüksek miktarda mikroplastik biriktirebiliyor.

Gıdalardaki Mikroplastik Kaynakları
•Sebze ve Meyveler: Kirli toprak ve sulama suyu yoluyla.
•Süt ve Peynir: Hayvan yemi, ekipman ve işleme sırasında.
•İçme Suyu: Plastik şişe ve dağıtım borularından.
•Deniz Mahsülleri: Kirli deniz suyundan.
•Paketli Gıdalar: Plastik ambalaj temasından.

Günlük Hayatta Mikroplastiklere Maruz Kalma Yollarımız

Mikroplastiklere maruziyetimiz sadece yediklerimizle sınırlı değil. Yapılan son çalışmalar, insanların zamanlarının ortalama %90’ını geçirdiği kapalı mekanlarda bile ciddi risk altında olduğunu ortaya koydu. Halı, perdeler, sentetik kumaşlı mobilyalar ve plastik içeren tüm eşyalar, zamanla aşınıp havaya mikroskobik plastik parçacıklar salıyor.

Bu durum özellikle otomobil kabinlerinde daha tehlikeli boyutlara ulaşıyor. Küçük ve kapalı bir alan olan araç içi, plastikten yapılmış torpido, direksiyon, koltuk kumaşları gibi birçok parçanın güneş ışığı ve sürtünmeyle parçalanması sonucu, ev ortamına kıyasla 4 kat daha yoğun mikroplastik partikül barındırabiliyor. Araç kullanırken veya seyahat ederken farkında olmadan bu partikülleri soluyoruz.

Soluduğumuz Hava: Fransa’da yapılan bir araştırma, yetişkin bir bireyin sadece kapalı mekanlardan günde 68 bin adet mikroplastik partikül soluyabileceğini öngörüyor. Bu partiküller akciğerlerin derinliklerine kadar ulaşabiliyor.

Tenimize Temas Edenler: Cilt bakım ürünlerindeki mikroboncuklar (yasaklanmış olsa da bazı ürünlerde hala bulunabiliyor) ve sentetik giysiler de temas yoluyla vücuda girebilen mikroplastik kaynakları arasında gösteriliyor.

Mikroplastikler Hangi Hastalıklara Yol Açabilir?

Mikroplastiklerin insan sağlığı üzerindeki uzun vadeli etkileri henüz tam olarak anlaşılamamış olsa da, mevcut bilimsel bulgular endişe verici bir tablo çiziyor. Bu küçük parçacıklar, fiziksel varlıklarının yanı sıra, üzerlerine yapışan ağır metaller, kalıcı organik kirleticiler ve plastiğe esneklik kazandırmak için eklenen ftalatlar, Bisfenol A (BPA) gibi hormon sistemini bozucu kimyasallar da taşıyabiliyor.

Araştırmalar, mikroplastiklerin vücutta şu potansiyel hasarlara yol açabileceğini gösteriyor:

· Kronik İltihaplanma ve Oksidatif Stres: Vücut, yabancı bir madde olarak gördüğü plastik parçacıklarla savaşmak için sürekli bir iltihabi reaksiyon başlatabilir. Bu durum, zamanla hücrelere zarar verebilir.
· Kalp-Damar Hastalıkları: Mart 2024’te yayınlanan bir araştırma, şah damar dokusunda mikroplastik bulunan bireylerin, bulunmayanlara kıyasla gelecek üç yıl içinde kalp krizi, felç geçirme veya ölüm riskinin 2 kat daha fazla olduğunu ortaya koydu.
· Hormonal (Endokrin) Bozukluklar: Taşıdıkları kimyasallar nedeniyle üreme sağlığını olumsuz etkileyebilir, doğurganlık sorunlarına ve gelişimsel bozukluklara zemin hazırlayabilir.
· Bağırsak Mikrobiyotasında Değişim: Bağırsaktaki faydalı bakteri dengesini bozarak iltihabi bağırsak hastalıkları gibi sorunlarla ilişkilendirilebilir. Hatta bağırsak-beyin ekseni üzerinden depresyon riskini artırabileceğine dair bulgular mevcut.
· Nörotoksik Etki: Hayvan çalışmaları, nanoplastiklerin kan-beyin bariyerini aşarak beyin dokusuna yerleşebildiğini ve nöronlarda hasara yol açabildiğini göstermiştir.

Bilim İnsanları ve Uzmanlardan Çağrı: Acilen Harekete Geçilmeli

Konuyla ilgili çalışmalar yürüten bilim insanları, durumun aciliyetine dikkat çekiyor. Concordia Üniversitesi’nden Sara Sajedi, “Bu artık bir çevre değil, doğrudan bir sağlık sorunu” diyerek plastik kullanımının azaltılması çağrısında bulunuyor. Uzmanlar, tek kullanımlık plastik şişelere yönelik daha katı yasal düzenlemeler yapılması, üreticilerin ürünlerinin tüm yaşam döngüsünden sorumlu tutulması ve tüketicilerin bilgilendirilmesi için zorunlu etiketleme sisteminin getirilmesi gerektiğini savunuyor.

Tüketiciler olarak, maruziyetimizi azaltmak için bireysel olarak atabileceğimiz adımlar şunlar olabilir:

1. Cam ve Paslanmaz Çelik Alternatiflere Yönelin

· Su taşımak ve saklamak için cam şişe veya matara kullanın.
· Yiyecekleri saklamak için cam veya seramik kapları tercih edin.
· Çay, kahve gibi sıcak içecekler için tek kullanımlık plastik bardaklardan kaçının.

2. Ev ve Araç İçi Havanızı İyileştirin

· Evinizi düzenli olarak havalandırın.
· Mümkün olduğunca doğal liflerden (pamuk, yün, keten) yapılmış tekstil ürünleri (perde, döşeme, giysi) kullanın.
· HEPA filtreli bir hava temizleyici kullanmayı değerlendirin.

3. Alışveriş Alışkanlıklarınızı Gözden Geçirin

· Pazara file veya bez torba ile gidin.
· Meyve ve sebzelerin plastik ambalajlı olanlarını tercih etmeyin.
· Şişelenmiş su tüketimini mümkün olduğunca azaltın, musluk suyu için kaliteli bir filtre kullanın.

4. Gıda Hazırlama ve Saklama Koşullarına Dikkat Edin

· Plastik ambalajlı gıdaları, özellikle ısıtırken veya pişirirken ambalajından çıkarın. Isı, plastikten gıdaya kimyasal geçişini hızlandırır.
· Mümkünse taze, işlenmemiş ve yerel ürünleri tercih edin.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar