Teknoloji
Meta CEO’su jüri karşısında: Çocukları “bilinçli olarak” bağımlı yapmakla suçlanıyor
Meta CEO’su jüri karşısında: Çocukları “bilinçli olarak” bağımlı yapmakla suçlanıyor
Tarih: 19 Şubat 2026 — Saat: 06:00

ABD’nin Los Angeles kentindeki duruşma salonunda, Mark Zuckerberg jüri önünde ifade verdi. Davacı, sosyal medya platformlarının çocukları hedefleyip bağımlı hale getirdiğini, bunun sonucunda ruhsal hasar ve intihar eğilimleri de dahil olmak üzere ağır sonuçlar doğurduğunu iddia ediyor. Dava, teknoloji devlerinin genç kullanıcılarına yönelik tasarım ve pazarlama stratejilerini ilk kez kapsamlı biçimde yargıya taşıyan önemli bir dava olarak değerlendiriliyor.
-
Dava Los Angeles’ta görülüyor. Los Angeles.
-
Davacı, kendisi için mahkeme kayıtlarında “K.G.M.” veya “Kaley” olarak geçen 20 yaşındaki bir genç kadın; sosyal medyanın erken yaşta kullanımı nedeniyle ruh sağlığının bozulduğunu iddia ediyor.
-
Suçlama temelinde, uygulama içi özelliklerin (sonsuz kaydırma, bildirimler, görünüm filtreleri vb.) gençleri çekmek ve tutmak için tasarlandığı; şirket içi belgelerde bunun bilindiği yer alıyor.
-
Duruşmadan öne çıkanlar
-
Zuckerberg’in ifadesi: Şirket politikalarının gençleri korumaya yönelik olduğunu savundu; ancak çocukların yaş kuralını ihlal ederek platformlara girebildiğini kabul etti ve yaş tespiti konusunda “daha hızlı hareket etme” gerekliliğini itiraf etti.
-
İç belgeler: Davacının avukatları, Meta’nın kendi iç araştırmalarında bazı genç kullanıcı gruplarının platforma erken yaşta kaydolduğunu ve “teens/tweens” hedefinin bulunduğunu gösteren belgeleri sundu. Bu belgeler mahkemede tartışma yarattı.
-
Tanıklar ve uzmanlar: Eski çalışanlar ve bağımlılık/ergen ruh sağlığı uzmanları, sosyal medya kullanımının bazı gençlerde bağımlılık benzeri davranışlar ve uyku, benlik algısı gibi alanlarda olumsuz etkiler ürettiğine dair tanıklık yaptı.
- Neden önemli?
Bu dava yalnızca bir bireysel tazminat davası değil; sonuçları sosyal platformların ürün tasarımı, yaş doğrulama yöntemleri ve gençlere yönelik regülasyon tartışmalarını doğrudan etkileyebilir. Benzer davalar ve kamuoyu baskısı teknoloji şirketlerinin politika uygulamalarını ve regülatörlerin yaklaşımını değiştirebilir.
Hukuki tablo (kısa)
Davacı: K.G.M. (Kaley) — genç yaşta sosyal medya kullanımı ve buna bağlı ruhsal zarar iddiası.
Sanıklar: Meta (Meta platfromları, davada ayrıca bazı video paylaşım platformları da yer alıyor).
İddia: Platformların tasarımının çocukları hedefleyip bağımlı hale getirdiği; şirket içi belgelerin bu riski gösterdiği.
Meta savunması: Şirketin genç kullanıcı güvenliğine önem verdiği, yaş tespitinin zorlukları ve ifade özgürlüğü/sorumluluk sınırlarına dair hukuki argümanlar.
Teknoloji
ABD’li Şirketten Çığır Açan Adım: Yapay Yumurtadan 26 Civciv Çıktı, Şimdi Hedef Nesli Tükenen Dev Kuş
ABD’li Şirketten Çığır Açan Adım: Yapay Yumurtadan 26 Civciv Çıktı, Şimdi Hedef Nesli Tükenen Dev Kuş
TARİH: 23 Mayıs 2026, Cumartesi
SAAT: 02:40

Bilim dünyasında heyecan yaratan bir gelişmede, ABD merkezli biyoteknoloji şirketi Colossal Biosciences, geliştirdiği yapay yumurta platformundan 26 sağlıklı civciv çıkarmayı başardı. Şirketin asıl hedefi ise bu teknolojiyle, yüzyıllar önce nesli tükenen ve futbol topu büyüklüğünde yumurtaları olan dev bir kuşu yeniden canlandırmak.
Biyoteknoloji alanında “nesli diriltme” (de-extinction) misyonuyla tanınan Colossal Biosciences, 22 Mayıs’ta yaptığı açıklamada, yapay yumurta teknolojisinde kritik bir eşiği aştıklarını duyurdu. Şirketin CEO’su ve kurucu ortağı Ben Lamm, Reuters’a verdiği demeçte, “Sistemimizi kullanarak 26 civciv çıkardık ve şu anda bu kuşların büyüme süreçlerini aktif olarak izliyoruz” dedi.

Futbol Topu Büyüklüğünde Yumurta Sorunu
Şirketin asıl hedefi, bundan yaklaşık 500 yıl önce soyu tükenen ve Yeni Zelanda’ya özgü dev bir kuş olan South Island Giant Moa’yı yeniden canlandırmak. 3.6 metreye kadar boylanabilen bu dev kuşun en büyük özelliği, yaşayan hiçbir kuş türünün yumurtlayamayacağı kadar büyük yumurtalara sahip olması. Lamm, “Bir South Island Moa yumurtası, en yakın akrabası olan emu yumurtasından yaklaşık sekiz kat daha büyük” diyerek, geleneksel taşıyıcı annelik yöntemlerinin bu projede neden işe yaramadığını açıklıyor.
Silikon Zarlı Yapay Yumurta: Doğanın Birebir Taklidi
Geliştirilen yapay yumurta platformu, sert bir dış kabuk içerisine yerleştirilmiş, biyomühendislik ürünü silikon bazlı bir zardan oluşuyor. Bu özel tasarım, doğal yumurta kabuğunun gaz alışverişi işlevini birebir taklit ederek embriyonun oksijen almasını ve gaz-hareket dengesini düzenliyor.
Süreci adım adım anlatan Lamm, şu detayları paylaştı: “Süreç, doğal bir yumurtanın içindeki gelişimin en erken aşamalarına benzer şekilde döllenmiş bir kuş embriyosuyla başlıyor. Embriyo ve yumurta sarısı daha sonra Colossal’ın yapay yumurta platformuna aktarılıyor. Platform, gaz değişimi, nem düzenlemesi, sıcaklık dengesi ve gelişimsel destek dahil olmak üzere doğal yumurta kabuğunun temel işlevlerini taklit edecek şekilde tasarlandı”. Ayrıca platform, iskelet büyümesi sırasında normalde doğal kabuktan gelecek olan kalsiyum desteğini de sağlayabiliyor.
21 Günde Sağlıklı Gelişim
Embriyodan çıkışa kadar geçen toplam geliştirme süresi yaklaşık 21 gün olarak gerçekleşti ve bu süre, tür için normal gelişim süresiyle tutarlılık gösterdi. Lamm, şeffaf yapısı sayesinde embriyonun gelişimini gerçek zamanlı olarak izleyebildiklerini de sözlerine ekledi.
Sıradaki Durak: Genetik Mühendislik
Yapay yumurta başarısı, Moa projesinde önemli bir engeli ortadan kaldırsa da, işin henüz başında olduklarını belirten Lamm, “Diğer engeller arasında antik DNA’dan doğru bir moa genomu oluşturma, temel moa özelliklerinin genetik temelini belirleme ve bu özellikleri emu gibi yakın akraba bir türe aktarma ihtiyacı yer alıyor” dedi. Projenin şu anda genom dizileme aşamasında olduğu ve şimdiye kadar South Island Giant Moa da dahil olmak üzere birden fazla güçlü antik DNA kaynağının belirlendiği açıklandı.
Teknoloji
Bilim Dünyasını Şaşırtan Keşif: Büyük Piramit’in 4.600 Yıllık Deprem Sırrı Çözüldü
Bilim Dünyasını Şaşırtan Keşif: Büyük Piramit’in 4.600 Yıllık Deprem Sırrı Çözüldü
TARİH: 22 Mayıs 2026. SAAT : 01 : 45

Dünyanın en büyük gizemlerinden birine ev sahipliği yapan Mısır’ın Giza Platosu’ndaki Büyük Piramit (Keops Piramidi), sadece ihtişamıyla değil, aynı zamanda binlerce yıldır yıkıcı depremlere karşı gösterdiği olağanüstü dirençle de bilim insanlarını hayrete düşürüyordu. Reuters’ın son dakika olarak duyurduğu ve saygın bilim dergisi Scientific Reports’ta yayımlanan yeni bir araştırma, bu kadim yapının deprem sırrını nihayet aydınlattı.
Mısır Ulusal Astronomi ve Jeofizik Araştırma Enstitüsü’nden (NRIAG) sismolog Mohamed ElGabry liderliğindeki uluslararası bir ekip, piramidin sismik dayanıklılığını ortaya çıkarmak için devrim niteliğinde bir çalışmaya imza attı.
Piramidin Kalbinde 37 Noktada Deprem Dinlemesi
Araştırmacılar, anıtsal yapıya herhangi bir zarar vermemek için son derece hassas bir yöntem izledi. Piramidin içinde ve çevresinde belirlenen 37 farklı noktaya yerleştirilen sismometreler ile uzak okyanus dalgaları, rüzgar ve insan faaliyetlerinden kaynaklanan “ortam titreşimleri” kaydedildi. Bu yöntem, adeta piramidin nabzını tutarak, bir deprem anında yapının nasıl davranacağını modelledi.
Sonuçlar çarpıcıydı: Piramidin içindeki ölçüm noktalarının yaklaşık dörtte üçünde, yapı saniyede 2 ila 2.6 kez (2-2.6 Hertz) gibi dar bir frekans aralığında titreşti. Bu, devasa boyutlarına rağmen mekanik stresin yapı içinde son derece homojen ve dengeli bir şekilde dağıldığının kanıtıydı. Buna karşın piramidin üzerinde yükseldiği kireç taşı zeminin frekansı çok daha düşüktü (yaklaşık 0.6 Hertz). İki frekans arasındaki bu büyük fark, bir deprem sırasında yapı ve zemin arasında oluşabilecek yıkıcı rezonans etkisini engelleyerek piramidin adeta bir salıncak gibi sarsılmasının önüne geçiyor.

4 Kritik Yapısal Özellik: Antik Mühendisliğin Zaferi
Bilim insanları, piramidin deprem dayanıklılığını sağlayan dört temel mühendislik özelliğini şöyle sıraladı:
1. Son Derece Geniş Taban ve Düşük Ağırlık Merkezi: Piramidin her biri yaklaşık 230 metre uzunluğundaki devasa tabanı, yapıya inanılmaz bir stabilite kazandırarak devrilmesini engelliyor. Üzerine oturduğu sağlam kireç taşı ana kaya da bu stabiliteyi perçinliyor.
2. Yüksek Simetrik Geometri: Dört bir yanı neredeyse kusursuz bir simetriye sahip olan piramit, deprem kuvvetlerini her yöne eşit olarak dağıtıyor.
3. Zirveye Doğru Kademeli Kütle Azalması: Piramidin giderek incelen yapısı, üst kısımlardaki kütleyi azaltarak deprem anındaki salınımı minimuma indiriyor.
4. Sismik Enerjiyi Sönümleyen Gizli Odalar: Keşfin en dikkat çekici kısmı ise piramidin iç tasarımında saklı. Kral Firavun Khufu’nun mezar odasının (Kral Odası) hemen üzerinde yer alan ve “basınç tahliye odaları” olarak adlandırılan beş özel boşluk, dev bir amortisör görevi görüyor. Araştırmalar, yapının üst kısımlarına çıkıldıkça titreşimlerin normalde artması gerekirken, bu odalar sayesinde sismik enerjinin önemli ölçüde sönümlendiğini ve Kral Odası’nın aşırı sarsıntılardan korunduğunu ortaya koydu.
NRIAG’den kıdemli sismolog ve çalışmanın yazarlarından Asem Salama, “Antik Mısırlı inşaatçılar, stabilite, temel davranışı, kütle dağılımı ve yük transferi konularında ileri düzeyde pratik bilgiye sahipti. Depreme özel olarak tasarlanmış olduğunu iddia etmek zor, ancak yüzyıllar süren deneme yanılma yoluyla, olağanüstü uzun vadeli dayanıklılığa sahip yapılar üreten mimari ve jeoteknik çözümler geliştirdikleri açık” dedi.
1847 ve 1992 Depremlerinde Hasar Almadı
Araştırma, piramidin tarihsel deprem performansına da ışık tutuyor. Bölgede 1847’de meydana gelen 6.8 ve 1992’de meydana gelen 5.8 büyüklüğündeki yıkıcı depremler binlerce modern binayı yerle bir ederken, Büyük Piramit’ten sadece birkaç taş parçasının düştüğü kayıtlara geçmişti.
Çalışmanın başyazarı Mohamed ElGabry, “Büyük Piramit sadece olağanüstü bir mühendislik başarısı değil, aynı zamanda derin bir sanat ve insan vizyonu eseridir. Mükemmel simetrisi, anıtsal ölçeği ve zarif oranları, 4.600 yıl sonra bile hayranlık uyandırmaya devam eden zamansız bir güzellik yaratıyor” ifadelerini kullandı.
Teknoloji
‘Dört Farklı Uzaylı Türü Kurtarıldı’ İddiası: Eski CIA Bilim İnsanından Şok Açıklamalar
‘Dört Farklı Uzaylı Türü Kurtarıldı’ İddiası: Eski CIA Bilim İnsanından Şok Açıklamalar
Tarih: 19 Mayıs 2026, Pazartesi
Saat: 23:30

Dr. Hal Puthoff, katıldığı bir podcast yayınında, ABD hükümetinin düşen UFO enkazlarından dört ayrı uzaylı türü çıkardığını öne sürdü. Pentagon fizikçisi Dr. Eric Davis’in Kongre’de tanımladığı bu türler; Griler, İskandinavlar (Nordikler), Böceğimsiler (Insectoidler) ve Sürüngenler (Reptilianlar) olarak sıralanıyor.
Eski CIA destekli araştırmacı ve kuantum fizikçisi Dr. Hal Puthoff, 14 Mayıs 2026’da yayımlanan “The Diary of a CEO” podcast’inde gündeme bomba gibi düşen ifadeler kullandı. Puthoff, ABD’nin elinde bulunan UFO enkazlarında yapılan incelemelerde en az dört farklı dünya dışı canlı türünün tespit edildiğini iddia etti. Bu açıklama, Pentagon’un 8 Mayıs’ta ilk bölümünü yayımladığı gizli UFO dosyalarının hemen ardından geldi.

‘Güvendiğim İsimler Doğruladı’
89 yaşındaki Puthoff, söz konusu bilgilere doğrudan erişimi olmadığını, ancak enkaz kurtarma operasyonlarında bizzat yer almış güvenilir kaynaklarla görüştüğünü belirtti. Eski CIA danışmanı, “En az dört farklı tür var. Dört ayrı tür. Bu verilere doğrudan erişmedim ancak konuştuğum insanlara inanıyorum. En az dört farklı yaşam formu” dedi.
Puthoff’un açıklamaları, yönetmen Dan Farah’ın geçtiğimiz aylarda yayımlanan ve ABD hükümetinin 80 yıldır UFO kurtarma operasyonlarını örtbas ettiğini iddia eden “The Age of Disclosure” (İfşa Çağı) belgeseliyle de örtüşüyor. Farah aynı podcast’te, “Belgesel sürecinde görüştüğüm, hem kamera önünde hem de gayri resmi kaynaklar ile Hal’in (Puthoff) onlarca yıldır görüştüğü kişiler, yalnızca ABD’de düzinelerce düşen uzay aracının kurtarıldığını söyledi” ifadelerini kullandı.

Kongre’de Tanımlanan Dört Tür
Puthoff’un iddiaları, Pentagon fizikçisi Dr. Eric Davis’in geçtiğimiz yıl Kongre’de verdiği çarpıcı ifadelerle birebir örtüşüyor. Davis, tanımlanamayan hava fenomenlerinin (UAP) potansiyel operatörleri olarak dört ayrı uzaylı türünü tanımlamıştı: Griler, Nordikler, Insectoidler ve Reptilianlar.

🔘 Griler (The Grays)
Yaklaşık 1.20 metre boyunda, gri tenli, iri badem şeklinde siyah gözlere sahip klasik uzaylı tasviri. 1960’larda Betty ve Barney Hill çiftinin kaçırılma vakasıyla popüler kültüre yerleşti.

🔘 İskandinavlar (The Nordics)
Uzun boylu, sarışın, mavi gözlü ve açık tenli olarak tanımlanıyorlar. İskandinav insanlarına benzeyen bu türün ileri teknolojiye sahip olduğu ve barışçıl niyetler taşıdığı iddia ediliyor.

🔘 Böceğimsiler (The Insectoids)
Dış iskelete, çok sayıda uzva, çene kıskacına ve antenlere sahip dev peygamber devesine benzeyen varlıklar. Telepatik iletişim kurabildikleri öne sürülüyor.

🔘 Sürüngenler (The Reptilians)
Yılan benzeri görünüme sahip, iki ayak üzerinde yürüyebilen ve şekil değiştirme yeteneği olduğu iddia edilen devasa varlıklar. Komplo teorisyenlerine göre bu tür, insan toplumuna sızarak Dünya’yı gizlice yönetiyor.
Pentagon’dan Tarihi Adım: UFO Dosyaları Açıklandı
Bu tartışmalar, Pentagon’un 8 Mayıs 2026’da gizlilik kararını kaldırdığı UFO dosyalarının ilk bölümünü yayımlamasıyla aynı döneme denk geldi. Aralarında FBI, NASA ve Dışişleri Bakanlığı’nın da bulunduğu kurumların arşivlerinden 160’tan fazla belge erişime açıldı. Belgeler arasında 1947 tarihli “uçan disk” raporlarından 2023’teki federal ajanların turuncu küre gözlemlerine kadar çok sayıda kayıt yer alıyor.
ABD Başkanı Donald Trump, Şubat ayında federal kurumlara UFO ve uzaylılarla ilgili tüm dosyaların belirlenip yayımlanması talimatını vermişti. Trump, Truth Social platformundan yaptığı açıklamada, “Görülen yoğun ilgiye dayanarak, Savunma Bakanlığı ve ilgili diğer departmanlara, uzaylı ve dünya dışı yaşam, tanımlanamayan hava fenomenleri ve UFO’larla ilgili hükümet dosyalarının belirlenmesi ve yayımlanması sürecini başlatma talimatı veriyorum” demişti.
Yetkililerden Çelişkili Açıklamalar
Ancak bu iddialara şüpheyle yaklaşanlar da var. Kongre üyesi Anna Paulina Luna ve Başkan Yardımcısı JD Vance, söz konusu varlıkların uzaylı değil, İncil zamanlarından beri belgelenen “boyutlar arası varlıklar” olabileceğini savunuyor. Pentagon ise 2024 yılında yayımladığı raporda, UFO’ların uzaylı teknolojisi olduğuna dair herhangi bir kanıt bulunmadığını, gözlemlerin çoğunun casus uçak, uydu ve meteoroloji balonu olduğunu açıklamıştı.
NASA da benzer bir tutum sergileyerek, başka bir gezegende henüz yaşam keşfedilmediğini ve dünya dışı yaşama dair bilimsel olarak doğrulanmış bir kanıt bulunmadığını yineliyor.
Henüz Somut Kanıt Yok
Tüm bu çarpıcı iddialara rağmen, bugüne kadar kamuoyuyla paylaşılmış herhangi bir fiziksel kanıt bulunmuyor. Uzmanlar, yeni yayımlanan UFO dosyalarında da uzaylı varlığına dair kesin bir delil olmadığını vurguluyor. Ancak bu ay içinde yayımlanması beklenen yeni dosyaların, Tennessee Kongre Üyesi Tim Burchett’in deyimiyle UFO ifşasında “holy crap” (vay canına) anı olabileceği belirtiliyor.
Haber Merkezi / Fatih Doğan Medya
-
Gündem6 gün önce19 Mayıs Bisiklet Turu Heyecanı İçin İstanbul’da Yollar Kapanıyor!
-
Spor1 hafta önceGalatasaray’dan “Dört Dörtlük” Şampiyonluk Kutlaması
-
Teknoloji1 hafta önceEski CIA Danışmanından Sarsıcı İddia: “Düşen UFO’lardan 4 Ayrı Uzaylı Türü Çıkarıldı, ABD Hükümeti Gizliyor”
-
Sağlık1 hafta önceDOKTORLAR DİLİMDEKİ ‘AFTI’ ÖNEMSEMEDİ – SONRA NEREDEYSE BENİ ÖLDÜRÜYORDU
-
Ekonomi1 hafta önceBodrum’da Sessizlik Başladı: 5 Ay Sürecek İnşaat Yasağı Yürürlükte
-
Sağlık1 hafta önceAnkara’da Mide Bulandıran Operasyon: Sağlıksız Koşullarda Üretilen 40 Ton Et Tam Piyasaya Sürülecekken Ele Geçirildi
-
Gündem1 hafta önceÇekyattan düşen Bertuğ öldü, sinir krizi geçirip hastaneden ayrılan babası kazada hayatını kaybetti
-
Gündem5 gün önceTikTok’ta tanıştığı ‘Tırcı Aylin’e kaçtı: Tır şoförü Kenan’ın tüm mal varlığı bir aşk uğruna buhar oldu!
