Daha fazla hava durumu tahmini: 15 günlük hava durumu İstanbul
Bizimle İletişimde Kalın

Gündem

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Trump’ın Gazze planına tepki: “Tehcir vahşet olur, kabul edilemez”

Yayımlandı

üzerinde

Cumhurbaşkanı , Malezya, Endonezya ve Pakistan’daki temaslarını tamamlayıp yurda döndü.

Erdoğan dönüş yolunda, uçakta gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Ziyareti takip eden gazeteciler arasındaki Star Haber Genel Yayın Yönetmeni Nazlı Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mesajlarını aktardı.

Üç ülkeye gerçekleştirdiği ziyaretlerin her birinin ayrı bir öneme sahip olduğunu söyleyen Erdoğan, “‘den binlerce kilometre ötede milyonlarca kişinin sergilediği içten teveccüh, hiç şüphesiz milletimizle olan gönül bağının somut göstergesidir.” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Malezya’da tarafıma takdim edilen fahri doktora, değerli kardeşim Enver İbrahim’le birlikte, yaklaşık 3000 kişiye yaptığımız hitap, Endonezya ve Pakistan’da resmi misafirperverliğin ötesinde halkın bizleri bağrına basması, hafızalarımıza adeta kazınmıştır.” diye konuştu.

MALEZYA VE ENDONEZYA İLE İKİ ÖNEMLİ ADIM

Ziyaretlerinin ilk durağı olan Malezya’da stratejik ortaklığı, Yüksek Düzeyli Stratejik Konsey’e yükseltme konusunda Malezya Başbakanı Enver İbrahim’le mutabık kaldıklarını anlatan Erdoğan, Endonezya Cumhurbaşkanı Prabowo Subianto ile ise ticaret hacmini 10 milyar dolara çıkarma konusunda ortak iradelerini teyit ettiklerini söyledi.

PAKİSTAN İLE 24 ANLAŞMAYA İMZA

Pakistan ziyaretinde ise 7. Yüksek Düzeyli Stratejik Konsey Toplantısı’na iştirak ettiklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Madencilikten enerji dönüşümüne, askeri iş birliğinden savunma sanayiinde ortak üretime, ticaretten tarıma 24 belgeye imza attık. Müstesna ilişkilerimizin ruhuna uygun kapsamlı bir ortak bildiriyi kabul ettik.” ifadelerini kullandı.

“TAM BİR MUTABAKAT İÇİNDE OLDUĞUMUZU GÖRDÜM”

Erdoğan, üç ziyaretinde de ve Suriye başta olmak üzere uluslararası meseleleri değerlendirdiklerini ifade etti.

Cumhurbaşkanı, “Milletler, G8 ve İslam İşbirliği Teşkilatı nezdindeki ortak adımlarımızı gözden geçirdik. Filistinli kardeşlerimize verdiğimiz güçlü desteği sürdürme konusunda tam bir mutabakat içinde olduğumuzu gördüm.” diye konuştu.

SORU – 3 önemli Asya ülkesinde ziyaretlerimiz oldu. Gördük ki, ülkemiz ve liderliğiniz hakkında büyük muhabbet söz konusu. , güvenilir bir ortak ve müttefik olarak görülüyor. Asya Müslümanları ile Osmanlı’dan kalan ilişkimizi güçlendirerek, yeni sistemin inşa edilmesinde anahtar ülkelerden biri olacağız inşallah. Batı hakimiyeti sona ererken, ‘nin Asya perspektifini nasıl değerlendirirsiniz?

Gerek Enver İbrahim kardeşim gerek Prabowo Subianto gerekse Pakistan’daki muhataplarımız, hepsinin de ifade ettiği bir konu var; Osmanlı. “Siz Osmanlı’nın devamısınız. Biz sizi böyle görüyoruz.” diyorlar. Bu da bizleri gerçekten ayrı bir dünyaya, duygusallığa itiyor. Onlar bizi çok iyi anlıyorlar, ama biz kendimizi maalesef anlayamıyoruz. Sıkıntı burada. Bu seyahatte de Malezya’daki durumu gördünüz. Hele hele Endonezya’yı gördünüz. Aynı şekilde gezimizin son durağı Pakistan’ı gördünüz. Bize yönelik bu teveccüh, durup dururken olan şeyler değil. Çok açık net söyleyeyim, ecdadımızın kıymetli mirası bizim en önemli zenginliğimiz. Bizlere bütün iltifatlar Osmanlı’nın mirası üzerinden geliyor. Onların bu büyük mirası olmasaydı, herhalde bize bu iltifatlar, bu yaklaşımlar yapılmazdı. Bu iltifatlar ecdadın bize bıraktığı mirasından kaynaklanıyor. Türkiye’nin etkinliği arttıkça hem Doğu hem Batı dünyasında bizlere ilgi de aynı nispette çoğalıyor ve çoğalacak. Bundan hiç endişeniz olmasın. Türkiye’nin hem bölgesinde hem dünyada söz sahibi olmasından, gönül coğrafyamızda yaşayan kardeşlerimiz de çok çok memnun. Biz iki farklı medeniyet, iki farklı dünya arasına çok sağlam bir gönül köprüsü inşa ediyoruz. Atalarımız, Asya’nın kültürünü, irfanını Avrupa içlerine kadar taşıyarak yaşadığımız toprakları bizler için yurt haline getirdiler. Şimdi biz, buralarda yaşıyoruz. Bizler de onların mirasını yere düşüremez, yüzümüzü sadece bir yöne çeviremeyiz. Biz, her iki kültürü de tanıyor, biliyor ve izlerini taşıyoruz. Bu nedenle bizim için Doğu, Batı, Kuzey, Güney fark etmez. Hazreti Mevlana’nın tariflediği üzere, pergelimizin bir ayağı Anadolu’da ve Trakya’da sarsılmaz bir biçimde sabittir. Diğer ayağımızla da bizler iyilik ve güzellik götürmek için cihanı dolaşırız. Türkiye’nin Asya ile ilişkilerinde, tarihsel bağlar ve kültürel konular noktasında çok farklı bir dönemi yaşıyoruz. Bunu zenginleştirerek de yaşamaya devam edeceğiz. Batı hakimiyetinin azaldığı ve Asya’nın stratejik ağırlığını artırdığı bir dönemde, Türkiye’nin Asya perspektifi de önem kazanıyor. Asya’daki Müslüman ülkelerle ilişkilerimizi her geçen gün güçlendirmek suretiyle ekonomik, sosyal ve siyasi bağlarımızı pekiştirmek gayretindeyiz. Müslüman Asya ülkeleri ile iş birliklerimizi çoğaltarak, kalkınma ve refah alanındaki fırsatların sayısını da böylece artırabiliriz. Önümüzdeki bu fırsatları değerlendirerek ülkelerimizin küresel bir güç haline gelmesi için ortak iradeye de sahibiz. Bu irademizi de asla kaybetmeyeceğiz. Bu arada bölge ülkeleriyle geliştirilecek ekonomik, ticari ilişkilerin hem Türkiye’yi hem de Asya ülkelerini güçlendireceğinden herhangi bir şüphe duymuyoruz. Bölge ülkelerine Türkiye’nin güvenilir bir ülke olduğunu, işte bu seyahatlerle yanımızda beraber götürdüğümüz iş adamlarımızla gösteriyoruz. Oralarda iş adamlarıyla yapılan toplantıların da ikili görüşmelerin de tabii ki neticeleri bulunuyor. Hamdolsun bunları da başarılı bir şekilde ortaya koyuyoruz.

SORU- Malezya Başbakanı Enver İbrahim’in özellikle sizin için kullandığı ve liderliğinize vurgu yaptığı ifadeler çok dikkat çekti. Bu turda gittiğiniz diğer ülkelerde de hem ülke liderleri hem de kamuoyunda bizler de benzer bir durumu gözlemledik. Şimdi başta olmak üzere, İslam dünyasının lideri olarak sizlere atfedilen bu sorumlulukla İslam dünyasına vermek istediğiniz mesajlar ne olur?

Şunu açık net söylememiz lazım. bizim yüreğimizde bir sızı. Gazze içimizde bir yara. O sızıyı dindirmek, o yarayı kapatmak için canla başla çalışıyoruz, çalışmak durumundayız. Maalesef İslam dünyası hala bu konuda toplu bir adım atamadı. Yürekler toplu vursun diye beklerken, bunu sağlayamadık. Bu konudaki eksikliklerimizi gidermek, yüklerimizden kurtulmak, bagajlarımızı da boşaltmak zorundayız. Gazze’de yaşananları hep beraber gördük, gördünüz. İşte bu akşam televizyon ekranlarında bir şey dikkatimi çekti. Katar iş makinelerini Gazze’ye gönderiyor. Büyük ihtimalle bu iş makinelerini herhalde Mısır’dan satın aldılar. Bu iş makinelerini Gazze’ye aktarıyorlar. Oradaki hafriyatları iş makineleriyle herhalde derleyip toparlayacaklar. Başka çare yok. Aynı durum Suriye’de de geçerli. Suriye’de de iş makinelerine ciddi manada ihtiyaç var. Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’yla yaptığımız görüşmede de bunları konuştuk. Onların da talebi bizden bu. Dışişleri Bakanımız, İstihbarat Başkanımız onlar da oraya gittiklerinde aynı durumu tespit ettiler. Yoğun bir şekilde iş makinelerine ihtiyaç var ve bu iş makineleriyle oradaki bütün o hafriyatları kaldıralım, ondan sonra da süratle yeniden inşa ve ihya çalışmalarına Suriye’de ve Gazze’de başlayalım. Oradaki zalimler malum, din dil ırk fark etmeksizin acımaksızın oradaki insanların üzerlerine yürüyorlar. Netanyahu’nun son Amerika seyahati herhalde bizlere bir şeyler anlatıyor. Bütün bu olayların sonunda bakıyorsunuz ki, yine ortada din meselesi ciddi manada ayırıcı bir etken oluyor. “Ateşkes yapıldı” denilmesine rağmen ortada hala ateşkese dair bir emare göremiyoruz. Şimdi, beşinci safhanın adımı atılacak. Bu beşinci safhada acaba durum ne olacak? Biz onu da izliyoruz. Temennimiz, beklentimiz odur ki beşinci safhada hiç olmazsa bu ateşkes olması gerektiği gibi, sağlam bir şekilde sağlansın. Birleşmiş Milletler’den beklediğimiz bu. Dün gece ABD Başkanı ‘ın, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile 1,5 saatlik görüşmesinin neticesi ne olacak, bunu da özellikle bekliyoruz. Bu görüşmeden inşallah iyi niyetle beklediğimiz bir netice alınabilirse, o zaman dünya çok daha farklı bir adımı atmış olur.

SORU- ABD Başkanı Donald Trump ile bugüne kadar sizin iletişiminiz ve ilişkileriniz iyi oldu. Dünyadaki birçok sorunun çözümüne de birlikte katkıda bulundunuz. Geldiğimiz noktada Trump’ın Gazze’ye yönelik açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Gazze’de kalıcı barışın olması, soykırımın durması açısından Filistin ve Gazze meselesinde ABD yönetimi ile Türkiye bir ortak strateji geliştirebilir mi? Teşekkür ederim.

Amerika Birleşik Devletleri maalesef bölgemizle ilgili yanlış bir hesap yapıyor. Bu coğrafyanın tarihini, değerlerini, birikimini hiçe sayan bir yaklaşım içinde olmamak gerekir. Bu coğrafyada çekilen acılar yokmuş gibi davranmak, ABD’ye bir şey kazandırmaz. Siyonistlerin yalanlarına, itibar edip bu coğrafyanın ayarlarıyla oynamak mevcut yaraları kanatmaktan başka bir işe yaramaz. Bu yol yanlış bir yol. Ülkesinde hala hakkındaki yargı süreci devam eden Netanyahu’nun söylediklerine inanmak, bölgeyi kana bulamaktan başka bir işe yaramıyor. Bunu da çok açık net gördük. Bu özlenen barışı getirmez, aksine çatışmaları daha da derinleştirir, kanı ve gözyaşını artırır. için, kendi çıkarından daha önemli bir şey yoktur. Tarihe bakın, kendilerine devlet kurduran ülkelerle dahi bunlar ters düştü. Sayın Trump’tan seçimden önce verdiği vaadi yerine getirmesini bekliyoruz. Yeni bir savaşı değil, barışı inşa edecek adımlar atmalıdır. Bu bölgede ‘ben yaptım oldu’ yaklaşımına yer yoktur. Gazze’deki durum gerçekten son derece hassas ve karmaşık bir noktada. Gazze’de yaşananlar, uluslararası hukuk ve insan hakları açısından büyük tepkilere yol açmaktadır. Bu konuda adil bir çözüm arayışı her zaman ön planda olmalıdır. Filistin halkının, korunması ve adil bir çözüm bulunması açısından hakkaniyetli bir yaklaşım, bizim için çok çok önemli. Türkiye her zaman Filistin’in haklarını savunmuş ve uluslararası arenada bu meseleye dikkat çekmiştir. Sağlanan ateşkeslerde Türkiye’nin çabaları inkar edilemez. Tüm bu çabalar ortadayken, Gazze ve Filistin konusunda hakkaniyetli bir çözüme ulaşmak amacıyla stratejiler de geliştirilebilir. Bu adımlar ancak Filistin halkının benimseyeceği ve gerçekten adil bir çözüm önerileceği koşullar altında atılabilir. Gazze’deki soykırımın sona ermesi ve kalıcı bir barış için tüm ülkelerin iş birliği yapması, sağduyu ile hareket etmesi gerekmektedir. Kalıcı bir barışı sağlamak için uluslararası toplumun ve özellikle büyük güçlerin yapıcı bir tutum sergilemesi çok önemli. Barışa giden yolda her türlü iş birliği ve strateji olumlu bir adım olarak değerlendirilse de esas olan Filistin halkının haklarının korunması ve onlara adil bir yaşam sunulmasıdır. Ancak süreç ‘kıyamet kopsun’ gibi ifadelerle ve katil Netanyahu’nun hayallerini süsleyen, Gazzelilerin sürgün edilmesi gibi yanlış planlarla sağlıklı bir şekilde ilerleyemez. Gazze’den Filistin halkının çıkarılması kabul edilemez. Hiçbir Müslüman ülkenin kabul etmeyeceği bu plan Gazze ve Filistin halkının haklarını hiçe saymaktadır. Bu tür bir yaklaşım uzun vadeli kalıcı barışın sağlanmasına katkı sağlamaz, aksine çatışmaları körükler. Uluslararası toplumun, insan haklarını ve insani yardımı gözetmek yerine siyasi hesaplarla hareket etmesi bu bölgedeki krizleri de derinleştirir. Bütün bu yaraların onarılması da 1967 sınırları temelinde bağımsız bir Filistin Devleti’nin varlığının kabulüyle mümkündür. Gerçek bir barış, ancak her iki tarafın da haklarının tanındığı, eşitlik ve adaletin sağlandığı bir temel üzerinde inşa edilmelidir. Bu temel üzerine inşa edilecek her türlü barışa yönelik stratejiye ortak oluruz.

SORU: Sayın Cumhurbaşkanım, ABD ve ’in tehcir açıklamaları esir takası tamamlansa dahi daha büyük bir katliamın geleceğini mi gösteriyor? Bu tehcir zorlamasında bölgesel bir savaş riski görüyor musunuz?

Özellikle bu tehciri kabul etmek mümkün değil. Bu tamamen bir vahşet olur. Buna yönelik de zaten dünya siyasetinde vicdan sahibi, gerçekten olumlu yaklaşım içerisinde olanlar hep bunu söylüyorlar. Dünya, gür bir sesle “barış ve kardeşlik” dediği müddetçe o savaş çıkmaz. İsrail ise bölgesel savaşı istemeye devam edecektir ancak bu onların yararına olmayacaktır. Kandan ve gözyaşından beslenen bir yönetim şu anda İsrail’de işbaşında. Gazze’de son İsrail katliamları başladığı günlerde koşa koşa İsrail’in yanında yer almaya çalışanların bugün gerçeği görmeye başladığını da gözlemliyoruz. Zalimlerin en karakteristik özelliği açık söyleyeyim korkak olmalarıdır. Karşılarında güçlü bir irade gördüklerinde de bunlar sinerler. O güçlü iradenin oluştuğuna ben şahsen inanmak istiyorum. Toplumların vicdanı, liderlerin kararlılığı ile birleşmeli ve bu zalimler inşallah kaçacak yer aramalıdır. Biz bunu sağlamak için gece gündüz çalışmaya devam edeceğiz. Çelikten irademizi yok etme kudreti Allah’ın izniyle kimsede yoktur. Bu saate kadar Hamas’ın verdiği sözlere sadık kalarak süreci ilerlettiğini de açık net görüyoruz. Burada her zaman olduğu gibi sözüne güvenilmeyen taraf İsrail yönetimidir. İsrail ordusunun çekildiği bölgelerde Filistinlilere ait evleri yıktığı, arazileri kullanılamaz hale getirdiğini biliyoruz. Gazze’de ateşkes devam ederken İsrail’e ait insansız hava aracının Gazze şeridinin güneyindeki Refah kentinin doğusunu bombaladığı ve bir Filistinlinin şehit olduğunu da biliyoruz. Gazze’deki Sağlık Bakanlığı, İsrail’in 19 Ocak’ta varılan ateşkes anlaşmasından bu yana Gazze şeridinde doğrudan düzenlediği saldırılarda 92 Filistinlinin hayatını kaybettiğini duyurdu. Tüm bunlar İsrail yönetiminin ateşkesi kalıcı hale getirmek amacında olmadığını bize açık ve net gösteriyor. Amerika’nın cesaretlendirmesiyle yeni ve daha büyük bir katliam stratejisi gütmesi, İsrail’in de daha büyük kayıplar vermesine sebep olacaktır. 15 aydır ağır abluka ve bombardıman altındaki Gazze’den gelen esir takası görüntüleri Hamas’ın psikolojik olarak güçlü olduğunu gösteriyor. ABD yönetimi de İsrail yönetimini bilmiyorum daha ne kadar şımartır. ABD halkı ülke ekonomilerinde kara bir delik olan İsrail’in savaş maliyetini daha ne kadar üstlenir bunu da göreceğiz. Esir takası sonrası yaşanacak olası gelişmeler dikkatle izlenmeli ve barış için yeniden bir araya gelme çabaları sürdürülmelidir. Gazze’deki durum oldukça hassas ve her durumda gerginliğin artma riski bulunmaktadır. Bu nedenle her iki tarafın da sağduyuyla hareket etmesi ve barışçıl yollar araması büyük önem taşımaktadır.

SORU: Suriye geçiş dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile Ankara’da bir görüşmeniz olmuştu. Suriye’nin yeniden ihyası, inşası, güvenliğin ve birliğin sağlanması için zamana ihtiyacı var. Türkiye de Suriye yönetimine, ülkenin düze çıkması için gereken desteği sağlıyor. Fakat bu bir zaman alacak. Problemlerden bir tanesi var ki zamana bırakılmaması gerekiyor. Bu da PKK meselesi. Ahmed Şara sizinle yaptığı görüşmede PKK terör örgütüne yönelik hangi adımları atacağına ilişkin bilgi verdi mi? Siz Suriye’de PKK’ya silah bıraktırılması konusunda nasıl bir takvim öngörüyorsunuz?

Suriyeliler, ülkelerinin geleceğine karar verme konusunda tüm takdir hakkına sahiptir, yetki kendilerindedir. 61 yıl boyunca halkına zulmeden Baas Rejimi yıkıldı. Şimdi Suriye, yeniden birliğini kurma noktasında adımlarını atıyor. Allah yar ve yardımcıları olsun. Bunun için Türkiye olarak biz de Suriye halkına, bugüne kadar olduğu gibi, destek vermeye devam edeceğiz. Suriye’de birliğin ve istikrarın sağlanması için yönetimin, Suriye’nin tamamını kontrol etmesi bir gerekliliktir. Hele hele terör örgütlerinin, Suriye topraklarındaki varlığı hem komşumuz Suriye’nin hem de bizim için bir tehdittir. Kolay değil, 911 kilometrelik sınırımız var ve bu sınırı bizler kendi bölgemizden, hatta Suriye tarafından korumak durumundayız. Suriye yönetiminin terör örgütleriyle mücadelede kararlı olduğunu görüyoruz. Suriye’de şimdiden birçok silahlı oluşumun kendilerini feshettiğini de görüyoruz. Terör örgütleri, Suriye’de kendilerine yer olmadığını anlamalılar. Bunun altını çiziyorum. Yoksa onlara bu gerçeği anlatmak için harekete geçmekten biz de çekinmeyiz. Suriye’deki durum her geçen gün aydınlığa kavuşuyor ve sorunların çözümü kolaylaşıyor. Karmaşık ve zorlu bir süreç artık geride kaldı diyebiliriz. Çünkü diyalog kuran, halkına dost bir yönetim artık iktidarda. Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile yapılan görüşmelerde Suriye’nin yeniden inşası ve ülkenin birliği için atılması gereken adımlar hakkında kapsamlı bir değerlendirme yaptık. Türkiye’nin, Suriye’de barış ve istikrar sağlama konusundaki kararlılığı bölgedeki tüm aktörler için de büyük önem taşıyor. Suriye’nin kuzeyinde ülkemiz için tehdit unsuru olan terör örgütlerine barınma imkanı, yaşama şansı vermedik, bundan sonra da vermeyeceğiz. Şara yönetimine de bu konuda net tavrımızı belli ettik. Suriye’nin terör örgütlerine karşı atacağı adımların neler olacağı ve nasıl bir takvim çerçevesinde ilerleyeceği belli. Görüşmemizde terör örgütlerine karşı atılacak adımlar üzerine bilgi alışverişinde bulunduk, terör örgütlerine de en net şekilde uyarılarımızı yaptık. Ya bu sese kulak verecekler ya da bırakmadıkları silahlarla onları inlerine gömeceğiz. Bölgedeki tüm gelişmeleri yakından takip ediyor, anında reaksiyon gösteriyoruz. Suriye yönetimi ile güven duygusu ve iş birliğimiz tam. Bu da süreçlerin hızlanmasına yardımcı oluyor. Türkiye’nin, Suriye’deki bu tür gelişmeleri dikkatle takip etmesi ve zamanında müdahale etmesi yaşanabilecek olumsuz sonuçların önlenmesi açısından çok çok önemli. Suriye’nin geleceği ve toprak bütünlüğü için atılacak adımlar, sadece Suriye’nin iç durumu değil aynı zamanda Türkiye’nin güvenliği ve bölgedeki tüm aktörlerle olan ilişkileri açısından büyük önem taşımakta. Terör örgütlerine karşı en küçük bir tahammülümüz yok. Meseleyi çözecek adımları atmaya başladığımızda kimsenin bizi oyalamasına, zaman kazanmaya çalışmasına da fırsat vermeyiz.

SORU: Ziyaret ettiğiniz üç ülkenin liderlerine TOGG hediye ettiniz. Liderlerin TOGG’a olan ilgisi ve beğenisi, Türkiye’nin otomotiv sektöründeki başarısı ve yenilikçi yaklaşımını da ortaya koymuş oldu. Bu bağlamda, Malezya, Endonezya ve Pakistan gibi ülkelere TOGG’un ihracatı ve bu pazarlarda konumlandırılması konusunda somut adımlar atılması planlanıyor mu? TOGG’un bu ülkelerde üretimi veya ortak girişimi gibi iş birlikleri gündeme gelebilir mi?

TOGG bizim için bir final değil, bir başlangıçtır. Otomotiv dünyasına attığımız güçlü bir adımdır. Bu yolda daha çok mesafe almamız gerekiyor ve bu mesafeleri de alacağız. Otomobilimizi hangi lider görse, test etse övgü dolu ifadelerini işitiyoruz. Malezya’da, Endonezya ve Pakistan’da da bunun benzeri oldu. Hepsi de aracı ve sunduğu konforu çok beğendiler.  TOGG’un sektördeki yerini sağlamlaştırıp yoluna devam edeceğinden hiç şüphemiz yok. TOGG yalnızca Türkiye için değil, dünya genelinde de rekabetçi bir oyuncu olma potansiyeline sahip. Malezya, Endonezya ve Pakistan gibi ülkelerle TOGG’un ihracatı ve bu pazarlardaki konumlandırılması konusunda somut adımlar atılması oldukça önemli. Bu tür iş birlikleri sadece Türkiye’nin otomotiv endüstrisini güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda bu ülkelerle olan ticari ilişkileri de şekillendirir. Öncelikle TOGG’un bu ülkelerde piyasaya sunulması, daha sonra da üretimi veya ortak yatırım fırsatları elbette gündeme gelebilir. Nitekim Pakistan, ülkelerinde üretim yapılması konusunu da gündeme getirdi. Bunlar önemli adımlardır. TOGG’un yurt dışında konumlandırılması sadece otomotiv sektörü açısından değil, aynı zamanda Türkiye’nin uluslararası prestiji ve ekonomik ilişkileri için de yeni bir kapı açacaktır. Bu bağlamda iş birlikleri ve ortak yatırım fırsatlarını değerlendirmek, her iki taraf için de kazançlı bir duruma dönüşebilir. İnanıyorum, Türkiye’nin otomobili TOGG, ülkemizin küresel markası da olacaktır. Çin başta olmak üzere Asya ülkelerinin elektrikli otomobil konusunda ne kadar başarılı olduklarını biliyoruz. Nitekim Çinli bir firmayla anlaşma yaptık. Manisa’da bir fabrika kurma teşebbüsleri var. İmzaları İstanbul’da Dolmabahçe’de attık. Yine Çin’in bir diğer markasının da Samsun’da bir fabrika kurma teşebbüsleri var. Bu konuda çalışmalar devam ediyor, Sanayi ve Teknoloji Bakanımız Fatih Kacır da takibini yapıyor. Her ikisi de dünya çapında ciddi markalar. Bu araçların Manisa ve Samsun’da üretilmesi Türkiye’deki otomotiv sektörüne çok farklı bir hava getirecektir. TOGG’un iç piyasada yakaladığı başarıyı, otomotivdeki bu ivmeyi sürdürmekte kararlıyız. Türkiye TOGG ile adeta dünyaya sesleniyor ve ‘Biz de varız, buradayız ve güçlüyüz’ diyor.

SORU: Sayın Cumhurbaşkanım, biraz iç politikaya döneceğim. AK Parti’nin kongresine sayılı günler kaldı. Ankara’da “Parti yönetiminizle aynı zamanda acaba kabinede bir değişiklik olacak mı?” gibi konuşmalar, tartışmalar var. Siz hep bayrak yarışı dediniz buna. En çok merak edilen konu nasıl bir kabine olacak, nasıl bir A takımı olacak? Bir de bu A takımı sizin aynı zamanda seçim takımınız olacak gibi bir yorum yapılıyor. Öyle mi efendim?

Sahaya nasıl bir takım süreceğiz, bunu benden öğrenmek istiyorsunuz. Hiçbir hoca, takımı okumadan sahaya sürmez. Bizler de şu anda üzerinde çalışıyoruz. İşte İstanbul’u gördünüz, nasıl bir coşku vardı. Bu coşkunun yanında nasıl bir yapılanma orada gerçekleştirdik. İstanbul’da da aynı kadroyla sahaya çıkmadık. Gerek ana kademede gerek gençlik ve kadın kollarında güzel bir kadroyu yeni il başkanımızla beraber sahaya sürdük. Şimdi de bir taraftan ayın 23’ünde gerçekleştireceğimiz kongre için hazırlığımızı yapıyoruz. Orada da gerek ana kademeden, gerek kadınlardan, gerek gençlerden oluşan dinamik bir yapıyı kuracağız. Bu dinamik yapıyla da inşallah tüm Türkiye’nin demografik yapısını göz önünde bulundurarak bir liste hazırlayacak ve siyaset arenasına inşallah sunacağız. AK Parti olarak kongrelerimizi her zaman yenilenme ve tazelenme için fırsat olarak gördük. Her kongremiz AK Parti ve Türkiye için önemli dönüm noktaları da olmuştur. Çünkü partimizi ve ülkemizi yöneten kadrolarımızı Büyük Kongrelerimizle belirledik. Bu süreçleri de her zaman bir makam yarışı olarak değil, hizmet aşkıyla yanan kadrolar arasında bayrak yarışı olarak gördük. Amacımız her zaman, partimizi daha ileriye taşımak ve hizmet anlayışımızı güçlendirmek oldu.

SORU: CHP’de de Cumhurbaşkanı adayı belirlemek için oldukça hararetli bir süreç işliyor. Hafta sonu da CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’la bir araya geldiler, bir toplantı yaptılar ve sonrasında da bir birlik mesajı vermek üzere üç ismin içerisinde bulunduğu bir fotoğraf paylaştılar. Bu noktada Mansur Yavaş’la Ekrem İmamoğlu arasında adaylık yarışını, kıyasıya rekabeti siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu durum CHP’de bir bölünmeyle mi sonuçlanır yoksa ana muhalefet tek lider adayı arkasında buluşur mu? Yine buna ek olarak, CHP lideri Özgür Özel’in bir açıklaması oldu. “Eğer Ekrem İmamoğlu’na siyasi yasak gelirse bu bir sonraki seçim Erdoğan için referandum haline gelir” dedi. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?

Kime ne tür bir siyasi yasak gelir veya gelmez her şeyden önce bu benim derdim değil. Bu yargının konusudur, bunların takibini yargı yapar. Eğer birisi suç işlediyse, yargı bunun değerlendirmesini yapar, cezasını verir. Kaldı ki Tayyip Erdoğan, zaten belediye başkanı iken bu konuda malum 10 ay bir cezaya çarptırılmış ve 4 ay 10 gün cezaevinde yatmış bir belediye başkanıdır. Sayın Genel Başkanın bunu örnek göstererek konuyu ifade etmesi doğru bir şey değil. Demek ki, bu işlerden hakikaten çırak çıkacak. CHP’li belediye başkanları ise, kendi aralarında şu anda savaşıyorlar. Ne benim, ne arkadaşlarım bu konuda herhangi bir meselesi yoktur. Biz şu anda işimize bakıyoruz. Biz yatırımlarımıza bakıyoruz. Bütün bunlarla beraber partimizin bünyesindeki o diri yapıyı aynı şekilde devam ettirmeye bakıyoruz. Şu anda da arkadaşlarımdan memnunum. Hepsi görevinin başındadır. Parlamentodaki birliklerini, beraberliklerini korumak suretiyle de yola devam ediyorlar. Hatırlayın, meşhur hançer olayının hemen öncesinde CHP içinde kaynayan kazanı anlattığımızda bunlar ne demişlerdi? Tamamen birlik içerisinde olduklarını asla aralarında bir ayrılığın olmadığını söylemişlerdi. Peki, sonra ne oldu? Gizli zoom zirvelerinde Sayın Kılıçdaroğlu’nun sırtına hançeri kim saplayacak, onun planlarını yaptılar. Hatırlayın, ülkenin Cumhurbaşkanı olmasını istedikleri, karşımıza çıkarttıkları kişiyi, birkaç ay içinde yetersiz dahi ilan ettiler. Şimdi hançer kimin elinde ve kimin sırtına saplanacak doğrusu bunu da bilmiyoruz. Bu onların sorunu. Yeni zoom zirveleri yapılıyor mu, kulislerde hangi fısıltılar yankılanıyor ve bu konuda da kim, kimi nasıl vuracak, ben bunları bilemem. Böyle bir derdim de yok. Bunların dertleri hiçbir zaman millete hizmet olmadığı için, hep birbirlerinin kuyusunu kazmakla meşguller. Allah bu milleti inanın CHP’den korudu. Ya bunlar yerel yönetimlerin bazılarında iş başına geldikleri gibi ülkenin başına gelseydiler halimiz nice olurdu? Ana muhalefetin masa kurmaya ne kadar meraklı olduğunu geçen seçimlerde gördük. Şimdi de belediye başkanlarıyla kendi içlerinde üçlü masa kurdular. Bakalım onun sonucu ne olacak? Öyle anlaşılıyor ki masada bu üç kişi de birbirini yemeye başladı. Vatandaşım, bu kişilerin yönettiği belediyelerin durumuna bakarak Türkiye’yi yönetemeyecekleri kararını süratle verecektir. Daha kendi gündemlerine karar veremeyenlerin, dünya gündemini okuyarak Türkiye’nin çıkarlarını korumasını beklemek yanlış olur. Bizim seçim diye bir gündemimiz, derdimiz yok. Bunlar yatıyor, kalkıyorlar, “seçimde seçim, seçimde seçim” diyorlar. Peki niye seçim? Türkiye’de böyle bir sıkıntı yok ki. AK Parti Teşkilatı, Genel Başkanı ve adayı ile yarın seçim olacak gibi hazırlık yapıyor. Bunu gündemde bulundurmak, kaşımak kesinlikle bizim planımızda, programımızda yok. Ankara’da yollar çamurdan yürünmüyor. Sokaklar sahipsiz köpeklerden geçilmiyor. Aynı şey İstanbul için de geçerli. Orada da aynı durum söz konusu. Vatandaş hizmet beklerken, bunlar siyasi ikbal peşinde koşuyor.

SORU: CHP’nin eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sizin Manisa’da yaptığınız bir konuşmaya atıfta bulunarak katıldığı televizyon programında 2023 yılı Kasım ayında yapılan CHP kurultayı için “şaibe” iddiasını gündeme getirdi. Ardından bu konuyla ilgili Bursa’da bir soruşturma başlatıldı. Söz konusu soruşturma kapsamında yetkisizlik kararı verilmesiyle Ankara Cumhuriyeti Başsavcılığı tarafından aynı konuda yürütülen bir soruşturma olduğu ortaya çıktı. Tüm bu gelişmeler çerçevesinde CHP’de yaşanan kurultay tartışmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bunlar ifade ettiğim gibi bizim sorunumuz değil. Bunlar tamamıyla yargının sorunu. Eğer ben bir siyasi parti lideri, Cumhurbaşkanı olarak bunları muhatap alırsam, benim gündemimi işgal ederse bu beni küçük düşürür. Böyle bir şeyi kabul etmem mümkün değil. Şunu açık net söyleyeyim ki bütün bunlar tamamıyla yargının konusudur. Bununla ilgili yargı nasıl bir tasarrufta bulunur, onu da vereceği kararla görürüz. Bunlar, CHP’nin yeni yönetimi ile eski yönetimi arasındaki kavganın yansımaları. Ancak oradaki çarpık ilişkiler ağı, siyaset kurumunun tümünü olumsuz etkiliyor. Meseleye dahil olan herkes CHP kurultayında neler yaşandığını biliyor. Ama “görmedim, duymadım, bilmiyorum” diyerek üç maymunu oynuyorlar. Halbuki gördüler, duydular, yaşadılar, biliyorlar. Konu, yargıya da intikal etti. İddiaların yargı tarafından araştırılması sonucu, birçok gerçeğin ortaya çıkması muhtemel. Görüyorsunuz partinin bir önceki Genel Başkanı Kılıçdaroğlu da “şaibe yoktur” diyemiyor. Sadece mevcut CHP yönetiminin açıklama yapması gerektiğini söylüyor. CHP yönetimi ise iplikleri pazara çıkmasın diye konuya hiç temas etmiyor. Bakalım oradaki kötü kokular nasıl bir çukurdan geliyor?

SORU: Bolu Kartalkaya’daki otel yangını faciasından hareketle acaba yapısal bir adım atmaya olan ihtiyacı nasıl değerlendiriyorsunuz? Örneğin AFAD benzeri Türkiye genelinde sadece belediye ölçeğine bırakılmayan daha kapsamlı bir itfaiye teşkilatının kurulması gibi. Aynı zamanda gerek kamu tesisleri, hastaneler başta olmak üzere gerekse yine vatandaşın yoğun konakladığı bu tesislerde alınacak ilave önlemler noktasında bakanlıkların çalışması sizin verdiğiniz direktifle belli bir aşamaya geldi mi? Ve en önemlisi merkezi yönetimle yerel yönetimin sorumluluk ya da yetki sınırlarına ilişkin de bazı belirsizlikler de olduğu tartışma konusu. O noktada da bir adım atılacak mı?

Her şeyden önce Bolu Kartalkaya’daki yangın faciasında yaşamını yitiren kardeşlerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına bir kez daha başsağlığı diliyorum. Kartalkaya’daki olay çok çok hazin. Bolu’da canımızı yakan bu olayın aydınlatılacağından kimsenin şüphesi olmamalıdır. Benzerinin yaşanmaması için ne yapılabilir, nasıl bir eksik bu felakete neden oldu, hangi tedbirleri almalıyız? Tüm bu soruların yanıtı verilecek. Bir düzenleme gerekliyse mutlaka yapılacak. Zaten Meclis’imiz şu anda biliyorsunuz bir araştırma komisyonunu kurmuş vaziyette. Oradaki araştırma tedbirleri konusunda inanıyorum ki bu komisyonun vereceği rapor, bizler için de yol gösterici olacaktır. Bu tür olayların bir daha yaşanmaması adına gerekli önlemler alınması son derece önemli. Konuya yaklaşımda bir zihniyet değişimine gitmemiz şart. Yangın güvenliği konusunda yeni kriterlerin getirilmesi, oteller, kamu binaları, hastaneler ve plazalar gibi riskli alanlar için kritik bir adım olacaktır. Bu tür yerlerde yangın güvenliği standartlarının arttırılması ve düzenli denetimlerin yapılması hem can güvenliğini sağlamak hem de mal kaybını önlemek açısından gerekli. Yerel yönetimlerin ve merkezi idarenin yetki ve sorumluluklarının belirlenmesi de çok çok önemli. Yerel yönetimler kendi bölgelerindeki yangın güvenliği önlemlerini alırken, merkezi idare de bu uygulamaların denetimini sağlamalıdır. Hükümetin bu tür olayların ardından yangın güvenliği konusunda bakanlıklar aracılığıyla yapacağı çalışmalar da son derece mühim. Hem yerel yönetimlerin hem de merkezi idarenin iş birliği yaparak yangın güvenliği alanında etkili bir strateji geliştirmesi ve uygulaması toplumun güvenliği için kaçınılmazdır. Yargıya intikal eden olayda sorumluların hepsinin hesap vermesi için ne gerekiyorsa bunu yapacağız. Ülke ekonomimizin lokomotiflerinden turizm sektörümüzün bu gibi felaketlerle yara almaması için devlet olarak ne gerekiyorsa bunu da yapacağız.

SORU: Gerek Gazze ve Suriye gibi gündemler dolayısıyla gerekse iç politikada aciliyet kesbeden gündemler dolayısıyla bir süredir yeni anayasa gündemdeki ağırlığını yitirmiş gibi gözüküyor. Hem bu süreçle ilgili bilgi vermenizi rica edeceğim, hem de seçimden önce seçime de tesir edecek bir yeni anayasa sürecine Türkiye girer mi?

Her şeyden önce anayasa konusu gündemde, üst sıralarda yerini alıyor. Bu konu biliyorsunuz bizim her zaman gündemimizde. Türkiye’nin yeni anayasa ihtiyacı gerçeğini unutmadan çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Türkiye’yi değişen dünyada geride bırakan, ayağına pranga olan anayasanın yenilenmesi gerektiğini anlatmaya da devam edeceğiz. Uzlaştırıcı, birleştirici, özgürlükçü, toplumun tüm kesimlerini kuşatan sivil bir anayasa temel hedeflerimizden biridir. Daha önce de söylediğimiz gibi biz bu anayasa meselesini kaygısıyla değil gerçek bir ihtiyaç olduğu için gündemimizde tutuyoruz. Yeni ve sivil bir anayasa, Türkiye’nin geleceği açısından büyük bir öneme sahip. Bu süreci sadece hukuki bir belge oluşturmaktan ibaret görmüyoruz. Sivil anayasayı 22 yılda Türkiye’ye kazandırdığımız demokratik değerleri, insan haklarına dair kazanımları ve bireysel özgürlükleri garanti altına almak olarak görüyoruz. Konunun zaman zaman gündemdeki ağırlığını kaybetmesi yeni bir anayasaya olan ihtiyacı azaltmıyor. Aksine bu süreç seçimlerden önce gündeme gelerek toplumda daha fazla tartışma ve katılım oluşturabilir. Seçim öncesi bir yeni anayasa süreci hem siyasi partilerin hem de toplumun bu konudaki görüşlerini ortaya koyması açısından oldukça önemli olacaktır. Türkiye’nin çeşitliliği ve dinamik toplumsal yapısı göz önüne alındığında yeni bir anayasa hazırlığı, toplumun geniş kesimlerinin ihtiyaçlarını dikkate alan kapsayıcı ve adil bir çerçeve oluşturmak için kritik bir fırsat sunacaktır. Toplumun tüm kesimleri, yeni anayasayı, Türkiye’nin geleceği için bir fırsat olarak değerlendirmelidir. Bu süreç sadece siyasi bir araç değil, aynı zamanda toplumsal barış ve dayanışma için de önemli bir adım olabilir. Halkın desteği ve katılımıyla Türkiye’nin ihtiyaçlarına yanıt veren bir anayasa taslağının oluşması bu arada mümkündür. Cumhur İttifakı olarak bu konudaki samimiyetimizi her fırsatta somut örneklerle gösterdik. Aynı hassasiyeti Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde grubu bulunan diğer siyasi partilerden de bekliyoruz.

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Gündem

Manisa’da Kanalizasyon Kazısında Göçük: İşçi Ramazan Küren Toprak Altında! Ekipler Zamana Karşı Yarışıyor

Yayımlandı

üzerinde

Manisa’da Kanalizasyon Kazısında Göçük: İşçi Ramazan Küren Toprak Altında! Ekipler Zamana Karşı Yarışıyor

Tarih & Saat 17 Nisan 2026,13:30

Manisa’nın Şehzadeler ilçesine bağlı kırsal Sancaklı Bozköy Mahallesi’nde kanalizasyon hattı çalışması sırasında toprak kayması meydana geldi. Yaşanan göçükte 55 yaşındaki işçi Ramazan Küren toprak altında kalırken, bölgeye AFAD, itfaiye ve sağlık ekipleri sevk edildi. Küren’i kurtarma çalışmaları, olası yeni göçük riskine karşı titizlikle sürdürülüyor.

Manisa’nın Şehzadeler ilçesinde altyapı çalışmaları kapsamında yürütülen kanalizasyon kazısı sırasında korkutan bir iş kazası yaşandı. Kırsal Sancaklı Bozköy Mahallesi’nde saat 11.00 sıralarında, henüz belirlenemeyen bir nedenle toprak kayması meydana geldi. Bu sırada kazı alanında çalışan işçilerden Ramazan Küren (55), ani gelişen göçükle birlikte toprak yığınının altında kaldı.

Ekipler Anında Harekete Geçti

Kazanın hemen ardından diğer işçiler durumu 112 Acil Çağrı Merkezi’ne bildirdi. İhbar üzerine olay yerine çok sayıda ekip sevk edildi:

· AFAD (Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı) ekipleri
· Manisa Büyükşehir Belediyesi İtfaiyesi
· Zabıta ekipleri
· 112 Acil Sağlık ambulansları

Olay yerine ulaşan ekipler, göçük altındaki Ramazan Küren’e ulaşmak için zamanla yarışan bir operasyon başlattı. Bölgede olası yeni bir toprak kayması riskine karşı çevre güvenliği üst seviyeye çıkarıldı. İş makineleri ve arama-kurtarma personelinin ortaklaşa yürüttüğü çalışmalar, toprak yapısının hassasiyeti nedeniyle kontrollü bir şekilde sürdürülüyor.

 Zamana Karşı Nefes Kesen Bekleyiş

Haberin yazıldığı dakikalarda, 55 yaşındaki işçinin kurtarılması için başlatılan çalışmaların devam ettiği öğrenildi. Sağlık ekipleri, Küren’in göçük altından çıkarılması halinde ilk müdahaleyi yapmak üzere bölgede hazır bekletiliyor. Olayla ilgili olarak yetkililer tarafından iş kazası soruşturması başlatıldığı bildirildi.

Okumaya Devam Et

Gündem

SON DAKİKA | İsrail ile Lübnan Arasında 10 Günlük Ateşkes Başladı

Yayımlandı

üzerinde

SON DAKİKA | İsrail ile Lübnan Arasında 10 Günlük Ateşkes Başladı

Tarih: 17 Nisan 2026, Cuma | 🕒 Saat: 04:00

ABD Başkanı Trump’ın açıklamasının ardından İsrail ve Lübnan arasında 10 gün sürecek ateşkes, Türkiye saati ile 00.00’da yürürlüğe girdi. Beyrut’ta halk sokaklara dökülerek ateşkesi kutladı.

 Tarihi Anlaşma: 34 Yıl Sonra Bir İlk

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun ile gerçekleştirdiği telefon görüşmelerinin ardından 10 günlük ateşkes anlaşmasını duyurdu. Ateşkes, 16 Nisan’ı 17 Nisan’a bağlayan gece yarısı (TSİ 00.00) itibarıyla resmen başladı.

Trump, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Bu iki lider, ülkeleri arasında BARIŞ’ı sağlamak için 10 günlük bir ATEŞKES’e resmen başlayacakları konusunda anlaştılar” ifadelerini kullandı. Ayrıca Netanyahu ve Aoun’u kalıcı barış görüşmeleri için Beyaz Saray’a davet ettiğini belirtti.

Bu ateşkes, İsrail ile Lübnan arasında 1983 yılından bu yana gerçekleşecek ilk anlamlı doğrudan temas olarak tarihe geçti. İki ülke büyükelçileri, 34 yıl aradan sonra ilk kez Washington’da aynı masada buluştu.

 Netanyahu: “Güney Lübnan’dan Çekilmeyeceğiz”

İsrail Başbakanı Netanyahu, ateşkesi “tarihi bir barış anlaşması için fırsat” olarak nitelendirdi ancak İsrail ordusunun Lübnan’ın güneyinde 10 kilometrelik bir güvenlik şeridinde kalmaya devam edeceğini vurguladı.

“Oradayız ve ayrılmıyoruz” diyen Netanyahu, Hizbullah’ın silahsızlandırılmasının İsrail’in temel talepleri arasında yer aldığını belirtti. İsrail medyası, ateşkes kararının Trump tarafından açıklanmasının İsrailli bakanlar arasında büyük öfkeye yol açtığını bildirdi.

 Beyrut’ta Kutlamalar, Hizbullah’tan Şartlı Onay

Ateşkesin yürürlüğe girmesinin ardından Beyrut’un güneyindeki Dahiyye bölgesinde havaya ateş açılarak kutlamalar yapıldı. Sayda kentine sığınan aileler, güneydeki evlerine dönmek için yola çıktı.

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, anlaşmayı memnuniyetle karşıladıklarını duyurdu. Ancak İran destekli Hizbullah, ateşkese uyacaklarını açıklamakla birlikte İsrail’in Lübnan içinde serbestçe hareket etme hakkına sahip olmaması gerektiği uyarısında bulundu.

Hizbullah’tan yapılan açıklamada, “İsrail askerlerinin Lübnan sınırları içinde bulunması Lübnan ve halkına direniş hakkı veriyor” denildi.

 ABD’den 6 Maddelik Yol Haritası

ABD Dışişleri Bakanlığı, ateşkes sürecinde tarafların mutabık kaldığı 6 maddeyi açıkladı:

1. İyi Niyet Göstergesi: Ateşkes, İsrail hükümeti tarafından kalıcı barış müzakerelerine zemin hazırlamak amacıyla “bir iyi niyet göstergesi” olarak nitelendiriliyor.
2. Uzatma İhtimali: Müzakerelerde ilerleme kaydedilmesi halinde ateşkes süresi uzatılabilecek.
3. Meşru Müdafaa Hakkı: İsrail, herhangi bir saldırı durumunda kendisini savunmak için gerekli adımları atabilecek.
4. Hizbullah’ın Kontrolü: Lübnan hükümeti, Hizbullah ve diğer silahlı örgütlerin faaliyetlerini engellemek için anlamlı adımlar atacak.
5. Silah Taşıma Yetkisi: Ateşkes kapsamında Lübnan sınırları içinde silah taşıma yetkisi bulunan unsurlar sadece Lübnan güvenlik güçleri olacak.
6. ABD Arabuluculuğu: İki ülke, çözülmemiş diğer sorunların çözümü için ABD’den arabuluculuk yapmaya devam etmesini talep etti.

 Ateşkes Öncesi Son Saldırılar

Ateşkesin yürürlüğe girmesinden önceki son saatlerde İsrail ordusu, Güney Lübnan’da 380’den fazla Hizbullah hedefini vurduğunu açıkladı. Hizbullah ise ateşkes öncesinde İsrail’in kuzeyine roketler fırlattı; saldırılarda 3 kişi yaralandı.

Lübnan sağlık yetkilileri, 2 Mart’tan bu yana İsrail saldırılarında 2.167 kişinin hayatını kaybettiğini, 7.061 kişinin yaralandığını bildirdi. Çatışmalar nedeniyle 1,2 milyondan fazla Lübnanlı yerinden edildi.

 Uluslararası Tepkiler

· İran: İranlı yetkili Ali Ekber Ahmediyan, “Lübnan halkının ve Hizbullah’ın cesur direnişi, siyonist düşmanı geri çekilmeye ve ateşkesi kabul etmeye zorladı” açıklamasında bulundu.
· Pakistan: Pakistan, ABD-İran savaşını sona erdirmek için yürüttüğü arabuluculuk çalışmaları kapsamında Lübnan’daki barışın hayati önem taşıdığını vurguladı.
· Trump’ın İddiası: Trump, dünya genelinde 9 savaşı sonlandırdığını, Lübnan-İsrail ateşkesinin ise 10’uncu savaş olacağını iddia etti.

 Uzman Görüşü: “Ateşkes Kırılgan”

BBC’nin Kudüs muhabiri Nick Beake, Hizbullah’ın Lübnan devletinin tam kontrolü altında olmadığını hatırlatarak ateşkesin kırılgan olduğuna dikkat çekti. Beyrut’taki BBC muhabiri Hugo Bachega ise “Hizbullah’tan gelen ilk tepkiler ateşkese uyacakları yönünde, ancak İsrail ordusuna Lübnan’da seyahat serbestisi verilmemesi konusunda uyarıda bulundular” dedi.

 Sırada Ne Var?

Trump, İsrail ve Lübnan liderlerinin 1-2 hafta içerisinde Beyaz Saray’da bir araya gelebileceğini açıkladı. “Uygun bir zamanda Lübnan’ı ziyaret edebilirim” diyen Trump, kalıcı barış için çalışacaklarını vurguladı.

İsrail’in temel talepleri arasında Hizbullah’ın silahsızlandırılması ve sürdürülebilir bir barış anlaşması yer alıyor. Lübnan hükümeti ise İsrail’in güney Lübnan’dan çekilmesini talep ediyor.

Okumaya Devam Et

Gündem

Trump’tan Flaş İddia: İran, Nükleer Silah Programını Durdurmayı ve Uranyum Stoklarını Teslim Etmeyi Kabul Etti

Yayımlandı

üzerinde

Trump’tan Flaş İddia: İran, Nükleer Silah Programını Durdurmayı ve Uranyum Stoklarını Teslim Etmeyi Kabul Etti

TARİH: 16 Nisan 2026, Çarşamba | SAAT: 22:45

ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın nükleer silah geliştirme hedefinden vazgeçtiğini ve bugüne kadar zenginleştirdiği uranyumu devretmeyi kabul ettiğini duyurdu. Ancak Tahran’dan henüz resmi bir doğrulama gelmedi.

WASHINGTON / TAHRAN – ABD Başkanı Donald Trump, uluslararası kamuoyunu sarsan bir açıklama yaparak İran’ın nükleer silah programını durdurmayı ve zenginleştirilmiş uranyum stoklarını teslim etmeyi kabul ettiğini öne sürdü. Bu iddia, aylardır devam eden ve zaman zaman askeri çatışmaya dönüşen ABD-İran geriliminde kritik bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.

Trump, ABD basınına yaptığı açıklamada Tahran yönetiminin yalnızca nükleer silah üretiminden geri adım atmakla kalmadığını, aynı zamanda bugüne kadar zenginleştirdiği uranyumu da devretmeyi kabul ettiğini savundu. ABD Başkanı ayrıca Fox News’e verdiği demeçte, İran ile savaşın sona ermek üzere olduğuna inandığını belirterek “Bence neredeyse bitti” ifadelerini kullandı.

Ancak söz konusu iddialara ilişkin İran tarafından henüz resmi bir doğrulama gelmiş değil. Diplomatik kaynaklar, taraflar arasındaki müzakerelerin hassas bir dengede ilerlediğine dikkat çekiyor.

.

 

Pakistan’daki Kritik Müzakereler ve Sonuçsuz Kalan İlk Tur

ABD ve İran heyetleri, Pakistan’ın başkenti İslamabad’da yoğun bir müzakere maratonu gerçekleştirdi. ABD heyetine Başkan Yardımcısı JD Vance, İran heyetine ise Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf başkanlık etti.

Yaklaşık 21 saat süren ilk tur görüşmeler, ortak bir çerçeve oluşturulamadan sona erdi. Hürmüz Boğazı, nükleer materyallerin ülke dışına çıkarılması ve savaş tazminatı başta olmak üzere pek çok temel başlıkta taraflar arasındaki derin uçurum kapanmadı.

Vance, görüşmelerin ardından yaptığı açıklamada “Görüşme yapmış olmamız iyi haber. Kötü haber ise bir anlaşmaya varamamış olmamız. Bence bu, ABD için olduğundan çok İran için kötü bir haber” dedi. ABD Başkan Yardımcısı, İran’ın nükleer silah geliştirmeyeceğine dair bağlayıcı bir taahhüt göremediklerini de vurguladı.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi ise başarısızlığın sorumluluğunu ABD’ye yükleyerek müzakerelerde güvensizlik ortamının hâkim olduğunu belirtti.

Trump’ın Şartı Net: “İran Nükleer Silaha Sahip Olamaz”

ABD Başkanı Trump, Beyaz Saray’da gazetecilerin sorularını yanıtlarken müzakere şartını net bir şekilde ortaya koydu: “İran nükleer silaha sahip olamaz. Eğer bunu kabul etmezlerse, anlaşma olmaz.”

Trump ayrıca, İran’la nükleer silah konusu dışında hemen hemen her konuda uzlaşı sağlandığını belirtti. Başkan Yardımcısı JD Vance ve ABD heyetinin İslamabad’da yürüttüğü diplomatik temasların oldukça başarılı geçtiğini aktaran Trump, nükleer konusundaki pürüzün de aşılacağına inandığını ifade etti.

IAEA’dan Kritik Uyarı: “Denetim Olmazsa Anlaşma Değil, İllüzyon Olur”

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) Başkanı Rafael Grossi, olası bir anlaşmanın İran’ın nükleer faaliyetlerini doğrulamak için “çok detaylı” önlemler içermesi gerektiğini belirtti.

Grossi, “İran’ın çok hırslı ve geniş kapsamlı bir nükleer programı var. Tüm bunlar IAEA müfettişlerinin varlığını gerektiriyor, aksi takdirde elinizde bir anlaşma değil, yalnızca bir anlaşma illüzyonu olur” uyarısında bulundu.

IAEA verilerine göre İran, yüzde 60 saflıkta zenginleştirilmiş 440,9 kilogramlık bir uranyum stokuna sahip. Bu oran, silah saflığı olan yüzde 90 seviyesine oldukça yakın.

Şubat ayında üye ülkelere dağıtılan gizli bir IAEA raporuna göre Tahran, haziran ayındaki 12 günlük çatışma sırasında İsrail ve ABD tarafından bombalanan nükleer tesislerine ajansın erişmesine izin vermedi.

Askeri Seçenek Masada: “Anlaşma Olmazsa Savaşa Dönmeye Hazırız”

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, İran’ın bir barış anlaşmasını kabul etmemesi halinde Ortadoğu’daki ABD güçlerinin yeniden muharebe operasyonlarına başlamak üzere hazır konumda olduğunu açıkladı.

Hegseth, “İran kötü bir seçim yaparsa, o zaman ablukayla ve altyapı, elektrik ve enerji tesislerine yağan bombalarla karşı karşıya kalacaktır” ifadelerini kullandı.

ABD askeri güçleri halihazırda İran’a girmeye ya da İran’dan çıkmaya çalışan tüm gemilere karşı abluka uyguluyor. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dan Caine, “İran bayrağı taşıyan ya da İran’a maddi destek sağlamaya çalışan herhangi bir gemiyi aktif biçimde takip edeceğiz” dedi.

Hürmüz Boğazı’nda Kritik Eşik

Hürmüz Boğazı, müzakerelerin en kritik başlıklarından biri olmaya devam ediyor. ABD Başkanı Trump, “Hürmüz açılmalı, aksi halde çok daha sert adımlar atarız” diyerek baskıyı açık şekilde ortaya koyarken; İran tarafı “Boğaz üzerindeki kontrolümüz egemenlik meselesidir” vurgusuyla geri adım atmayacağını duyurdu.

Çok az sayıda gemi boğazdan geçiş yapabiliyor ve yüzlerce gemiyle yaklaşık 20 bin denizci hâlâ Körfez’de mahsur durumda. Bu hayati su yolunda mutlak hakimiyet sağlayan İran, burayı egemen İran suları olarak nitelendiriyor.

Bundan Sonra Ne Olacak?

Trump, barış görüşmelerinin ikinci turunun önümüzdeki günlerde gerçekleşebileceğini belirtti. İran ve ABD heyetlerinin bir sonraki görüşmesinin Perşembe günü olabileceği iddia ediliyor.

Uzmanlar, Trump’ın “İran nükleer şartı kabul etti” yönündeki açıklamasının hem müzakere sürecini hızlandırma hem de karşı taraf üzerinde baskı oluşturma amacı taşıyabileceğini değerlendiriyor. Ancak İran’ın yarı resmi Tasnim haber ajansı, İslamabad’daki müzakerelerden sonuç alınamadığını doğruladı.

Önümüzdeki günler, Ortadoğu’nun geleceğini şekillendirecek kritik gelişmelere sahne olacak.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar