Daha fazla hava durumu tahmini: 15 günlük hava durumu İstanbul
Bizimle İletişimde Kalın

Teknoloji

Çelik Kubbe’ye lazerli dron avcısı

Yayımlandı

üzerinde

Askeri üsler, havaalanları, enerji santralleri, petrol rafinerileri gibi kritik tesislerin drone tehditlerine karşı güvenliği, Gökberk’e emanet edilecek.

, GÖKBERK Mobil Lazer Silah Sisteminin yeni görüntülerini paylaştı.

Çelik Kubbe Hava Savunma Sistemi’nin bileşenlerinden biri olarak tasarlanan GÖKBERK Mobil Lazer Silah Sistemi 6×6 mobil platform üzerine entegre edildi.

GÖKBERK, yerli lazer kaynağı kullanarak hedeflerin fiziken imhasını sağlayabildiği gibi yine ASELSAN tarafından geliştirilen elektronik karıştırıcısıyla insansız hava aracının elektromanyetik sistemlerini felç ederek etkisiz hale gelmesini sağlıyor.

Üzerinde bulunan 7/24 çalışma prensibine göre tasarlanan soğutucu sayesinde GÖKBERK, uzun süre kesintisiz atış yapabiliyor.

Minimum güç ile maksimum etki yaratan sistem, maliyet etkin bir çözüm olarak öne çıkıyor.

Paylaşılan test görüntülerinde, Gökberk üzerinde bulunan elektro optik sistemler Drone’u tespit ettikten sonra otomatik takibini gerçekleştirip imhasını başarıyla gerçekleştirdi.

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Teknoloji

Nvidia, yapay zeka yeteneklerini doğrudan dizüstü ve masaüstü bilgisayarlara entegre eden yeni bir çipi tanıttı

Yayımlandı

üzerinde

Nvidia’dan Tarihi Hamle: Kişisel Bilgisayarlar ‘Yapay Zeka Canavarı’na Dönüşüyor!

1 Haziran 2026.  13:30

Nvidia, Computex 2026 fuarında tanıttığı devrim niteliğindeki RTX Spark çipi ile PC dünyasının 40 yıllık mimarisini baştan aşağı değiştiriyor. Artık bilgisayarlar sadece birer araç olmaktan çıkıp, kullanıcılar için “yapay zeka ajanlarına” dönüşüyor.

Teknoloji devi Nvidia, Tayvan’daki Computex fuarında sahne alarak bilgisayar dünyasında yeni bir çağın kapılarını araladı. Şirketin kurucusu ve CEO’su Jensen Huang, uzun süredir sızıntılara konu olan ilk resmi PC işlemci ailesi RTX Spark’ı (N1/N1X) resmen duyurdu. Bu hamle, Nvidia’nın yıllardır Intel ve AMD’nin hakimiyetindeki PC pazarına doğrudan ve güçlü bir giriş yaptığının da ilanı oldu.

“Bu, bilgisayarın yeniden icadıdır. Kırk yıl boyunca uygulamaları başlatıyordunuz. Tıklıyor ve yazıyordunuz. Artık RTX Spark ve Windows ile soruyorsunuz, bilgisayar işi yapıyor. ”

 Jensen Huang, Nvidia CEO’su

 ‘Superchip’in İçindeki Canavar: 1 Petaflop Güç

Adeta bir “süper çip” olarak tanımlanan RTX Spark, Nvidia’nın son teknolojisi Blackwell GPU ile tamamen yeni bir Arm tabanlı N1X CPU’yu tek bir çatı altında birleştiriyor. TSMC’nin 3nm üretim süreciyle hayat bulan bu çipin teknik detayları ise adeta bir bilimkurgu filminden fırlamış gibi:

· Dev Bellek: 128 GB’a kadar birleşik bellek (Unified Memory) ile donatılan çip, en ağır işlemleri bile rahatlıkla kaldırabiliyor.
· Yapay Zeka Gücü: 1 Petaflop’luk AI hesaplama gücü sunan RTX Spark, 120 milyar parametreli büyük dil modellerini (LLM) çalıştırabiliyor.
· Yeni Nesil Oyun: Sadece işle ilgili değil; oyun tutkunları için de 1440p çözünürlükte 100 FPS üzerinde performans vaat ediyor.
· Üst Düzey İşlem: 90 GB’lık 3D sahneleri canlandırmaktan, 12K video düzenlemeye kadar her şeyin altından kalkabiliyor.

 Sonbaharda Geliyor: Dev İş Birlikleri

Nvidia’nın bu devrim niteliğindeki çipi, yalnız başına gelmiyor. Microsoft ile üç yıl süren bir iş birliğinin ürünü olan RTX Spark, MediaTek ile birlikte geliştirildi. Çipin ilk olarak bu sonbaharda piyasaya sürülecek olan yeni nesil Windows bilgisayarlarda yer alması bekleniyor.

Şimdiden dünyanın en büyük PC üreticileri sıraya girmiş durumda. Microsoft Surface Laptop Ultra ve Dell XPS 16 ile start alacak olan çip, Asus, HP, Lenovo, MSI gibi markaların da aralarında bulunduğu 30’dan fazla dizüstü ve 10’dan fazla masaüstü modelinde kullanılacak.

 ‘iPhone Etkisi’ Yaratacak mı?

Uzmanlara göre RTX Spark, tıpkı akıllı telefonların hayatımızı değiştirmesi gibi bir “dönüm noktası” olacak. Counterpoint Research kurucu ortağı Neil Shah, bu çipin kişisel bilgisayar dünyası için bir iPhone, ChatGPT veya DeepSeek anı olduğunu söylüyor.

Yapay zeka yeteneklerini doğrudan cihaza entegre eden bu teknoloji, kullanıcıların artık buluta bağımlı kalmadan, yapay zeka ajanlarını kendi bilgisayarlarında çalıştırabileceği anlamına geliyor. Bu sayede hem gizlilik endişeleri azalacak hem de çok daha hızlı ve kişiselleştirilmiş bir deneyim yaşanacak.

Okumaya Devam Et

bilim ve teknoloji

Nuh’un Gemisi’nin Sırrı 440 Yıllık Haritada! İşte Gizemli Kalıntının Tam Konumu

Yayımlandı

üzerinde

Nuh’un Gemisi’nin son durağı yüzyıllar öncesine ait bir haritada tespit edildi – bu yer, uzun zamandır gömülü İncil kalıntısı olarak tahmin edilen gerçek konumla örtüşüyor.

Tarih: 28 Mayıs 2026
Saat: 23:30

Haber Kaynağı: New York Post

İtalyan kartograf Urbano Monte’nin 1587 yılında çizdiği dev dünya haritası, Nuh Tufanı’nın efsanevi gemisinin akıbetine dair asırlık gizemi aydınlatıyor olabilir. Bağımsız araştırmacılar, Ağrı Dağı bölgesindeki “Durupınar” oluşumunun haritadaki işaretle birebir örtüştüğünü ve İncil’deki ölçülere uyduğunu iddia ediyor. Son teknoloji taramalar ise toprağın altında gemi şeklinde bir yapıyı ve çürümüş ahşap kalıntılarına işaret eden kimyasal izleri gözler önüne serdi.

Arkeoloji ve teoloji dünyasını heyecanlandıran yeni bir keşif, insanlık tarihinin en büyük gizemlerinden biri olan Nuh’un Gemisi’nin son durağının izini, 440 yıllık bir haritaya kadar sürüyor. 1587 yılında İtalyan haritacı Urbano Monte tarafından çizilen ve dev bir yapboz gibi bir araya getirilen “Planisfer” adlı dünya haritası, geminin Türkiye’deki bir dağ silsilesinde olduğunu gösteriyor.

Stanford Üniversitesi’ndeki Haritanın Şifreleri Çözülüyor

60 adet el çizimi sayfanın birleşmesiyle 3 metreden daha geniş bir daire oluşturan ve döneminin en büyük haritası olan Planisfer, kıtaların, efsanevi yaratıkların ve keşfedilmemiş toprakların tasvirleriyle dolu. Ancak haritanın en dikkat çekici detayı, Türkiye’nin doğusunda, Ağrı Dağları olarak bilinen bölgede yer alan ve Nuh’un Gemisi olduğu tahmin edilen bir şekil.

Bağımsız araştırmacı Jimmy Corsetti, sosyal medyada viral olan paylaşımında, Planisfer’de işaretlenen bu konumun ve geminin uzunluğunun, uzun yıllardır tartışmalara konu olan Durupınar oluşumuyla “aynı yer ve aynı boyutlarda” olduğunu öne sürdü.

İncil’deki Ölçüler Birebir Uyuyor: 515 Feet Uzunluğunda

Tevrat’ın Yaratılış (Tekvin) bölümünde, geminin tufandan sonra “Ararat dağlarına” oturduğu belirtiliyor. Uzmanların dikkatini çeken en önemli nokta ise Durupınar bölgesindeki gemi şeklindeki oluşumun boyutları oldu. İncil’de gemi için verilen 300 arşın uzunluk, 50 arşın genişlik ve 30 arşın yükseklik ölçüleri, günümüz birimleriyle yaklaşık 157 metre (515 feet) uzunluğa denk geliyor. Bu rakam, haritada işaretlenen ve arazide tespit edilen şeklin boyutlarıyla örtüşüyor.

Bilimsel Kanıtlar: Radarda Gemi Şekli, Toprakta Ahşap İzleri

Bu keşif, bölgede son yıllarda yürütülen kapsamlı bilimsel araştırmalarla daha da güç kazandı. Araştırma ekibi, yer altı radarı (GPR) taramaları ile toprağın derinliklerinde, bir geminin güvertesine benzer şekilde uzanan ve ortada “atriyum” adı verilen merkezi bir boşluğa açılan koridorlar tespit etti. Bu yapı, İncil’de geminin üç katlı olduğu yönündeki anlatımla da uyuşuyor.

Noah’s Ark Scans araştırmacısı Andrew Jones, “Bu boşluklar yeraltında rastgele değil, bir hat boyunca sıralanıyor. Kızılötesi termografi (IRT) teknolojisi ile toprağın derinliklerinde hâlâ korunmuş, gemi şeklinde bir gövde tespit ettik” dedi.

Keşfi en çarpıcı kılan detay ise toprak analizleri oldu. 2024 yılında, gemi şeklinin içinden ve dışından 88 farklı toprak örneği alındı. Analiz sonuçlarına göre, şeklin içindeki toprak, dışarıdakine kıyasla üç kat daha fazla organik madde ve %38 daha fazla potasyum içeriyor. Toprak bilimci William Crabtree, bu durumu şöyle açıklıyor: “Eğer bu yapı ahşap bir gemi olsaydı ve zamanla çürüseydi, toprakta tam olarak bu kimyasal değişiklikleri görmeyi beklerdik; yüksek potasyum, değişen pH seviyeleri ve daha fazla organik madde. Bulgularımız bunu doğruluyor.”

Deniz Seviyesinden 2 Bin Metredeki Tufan İzleri

Deniz seviyesinden yaklaşık 2 bin metre yükseklikte bulunan bu alanda, antik mercan ve deniz kabuğu fosillerine de rastlandı. Bu kalıntıların, kutsal kitaplarda anlatılan büyük tufanın jeolojik kanıtı olabileceği öne sürülse de, bazı uzmanlar bu durumun bölgeyi bu yüksekliğe çıkaran tektonik levha hareketleriyle de açıklanabileceğini belirterek şüphelerini koruyor.

Okumaya Devam Et

Teknoloji

ABD’li Şirketten Çığır Açan Adım: Yapay Yumurtadan 26 Civciv Çıktı, Şimdi Hedef Nesli Tükenen Dev Kuş

Yayımlandı

üzerinde

ABD’li Şirketten Çığır Açan Adım: Yapay Yumurtadan 26 Civciv Çıktı, Şimdi Hedef Nesli Tükenen Dev Kuş

TARİH: 23 Mayıs 2026, Cumartesi
SAAT: 02:40

Bilim dünyasında heyecan yaratan bir gelişmede, ABD merkezli biyoteknoloji şirketi Colossal Biosciences, geliştirdiği yapay yumurta platformundan 26 sağlıklı civciv çıkarmayı başardı. Şirketin asıl hedefi ise bu teknolojiyle, yüzyıllar önce nesli tükenen ve futbol topu büyüklüğünde yumurtaları olan dev bir kuşu yeniden canlandırmak.

Biyoteknoloji alanında “nesli diriltme” (de-extinction) misyonuyla tanınan Colossal Biosciences, 22 Mayıs’ta yaptığı açıklamada, yapay yumurta teknolojisinde kritik bir eşiği aştıklarını duyurdu. Şirketin CEO’su ve kurucu ortağı Ben Lamm, Reuters’a verdiği demeçte, “Sistemimizi kullanarak 26 civciv çıkardık ve şu anda bu kuşların büyüme süreçlerini aktif olarak izliyoruz” dedi.

Futbol Topu Büyüklüğünde Yumurta Sorunu

Şirketin asıl hedefi, bundan yaklaşık 500 yıl önce soyu tükenen ve Yeni Zelanda’ya özgü dev bir kuş olan South Island Giant Moa’yı yeniden canlandırmak. 3.6 metreye kadar boylanabilen bu dev kuşun en büyük özelliği, yaşayan hiçbir kuş türünün yumurtlayamayacağı kadar büyük yumurtalara sahip olması. Lamm, “Bir South Island Moa yumurtası, en yakın akrabası olan emu yumurtasından yaklaşık sekiz kat daha büyük” diyerek, geleneksel taşıyıcı annelik yöntemlerinin bu projede neden işe yaramadığını açıklıyor.

Silikon Zarlı Yapay Yumurta: Doğanın Birebir Taklidi

Geliştirilen yapay yumurta platformu, sert bir dış kabuk içerisine yerleştirilmiş, biyomühendislik ürünü silikon bazlı bir zardan oluşuyor. Bu özel tasarım, doğal yumurta kabuğunun gaz alışverişi işlevini birebir taklit ederek embriyonun oksijen almasını ve gaz-hareket dengesini düzenliyor.

Süreci adım adım anlatan Lamm, şu detayları paylaştı: “Süreç, doğal bir yumurtanın içindeki gelişimin en erken aşamalarına benzer şekilde döllenmiş bir kuş embriyosuyla başlıyor. Embriyo ve yumurta sarısı daha sonra Colossal’ın yapay yumurta platformuna aktarılıyor. Platform, gaz değişimi, nem düzenlemesi, sıcaklık dengesi ve gelişimsel destek dahil olmak üzere doğal yumurta kabuğunun temel işlevlerini taklit edecek şekilde tasarlandı”. Ayrıca platform, iskelet büyümesi sırasında normalde doğal kabuktan gelecek olan kalsiyum desteğini de sağlayabiliyor.

21 Günde Sağlıklı Gelişim

Embriyodan çıkışa kadar geçen toplam geliştirme süresi yaklaşık 21 gün olarak gerçekleşti ve bu süre, tür için normal gelişim süresiyle tutarlılık gösterdi. Lamm, şeffaf yapısı sayesinde embriyonun gelişimini gerçek zamanlı olarak izleyebildiklerini de sözlerine ekledi.

Sıradaki Durak: Genetik Mühendislik

Yapay yumurta başarısı, Moa projesinde önemli bir engeli ortadan kaldırsa da, işin henüz başında olduklarını belirten Lamm, “Diğer engeller arasında antik DNA’dan doğru bir moa genomu oluşturma, temel moa özelliklerinin genetik temelini belirleme ve bu özellikleri emu gibi yakın akraba bir türe aktarma ihtiyacı yer alıyor” dedi. Projenin şu anda genom dizileme aşamasında olduğu ve şimdiye kadar South Island Giant Moa da dahil olmak üzere birden fazla güçlü antik DNA kaynağının belirlendiği açıklandı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar