Daha fazla hava durumu tahmini: 15 günlük hava durumu İstanbul
Bizimle İletişimde Kalın

Sağlık

Yerli Akıllı Kanser İlaçlarıyla Umut: SGK’nın Karşılamadığı Maliyetler ve Erdoğan’ın Yerli Üretim Talimatı

Yayımlandı

üzerinde

Açıklaması:
Kanser tedavisinde kullanılan “akıllı” ilaçların SGK tarafından karşılanmaması, hastaların milyonlarca lirayı aşan maliyetlerle karşılaşmasına neden oluyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yerli üretim talimatı, 100 bin–2 milyon TL aralığındaki akıllı ilaçların Türkiye’de üretilerek hastaların yükünü hafifletmeyi hedefliyor. Bu makalede, SGK kapsamındaki boşluklar, tedavi maliyetlerinin boyutları, Erdoğan’ın talimatının ayrıntıları, yerli üretime yönelik güncel adımlar ve sağlık sistemine etkileri detaylandırılacaktır.

Giriş

Türkiye’de kanser tedavisinde kullanılan yeni nesil “akıllı” ilaçlar, tüm dünyada kanserle mücadelede başarıyı artıran en önemli tedavi yöntemlerinden biri olarak ön plana çıkarken, SGK tarafından geri ödeme kapsamına alınmamaları nedeniyle hastalar ve aileleri üzerinde ciddi bir mali yük oluşturmaktadır. Bu ilaçların tek seferlik doz maliyetleri 15.000–65.000 TL arasında değişiklik gösterirken, tam tedavi kürlerinin toplam maliyeti 100.000 TL’den başlayıp 2.000.000 TL’ye kadar çıkabilmektedir . Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “yerli üretim” talimatı, hem mali yükü düşürmeyi hem de dışa bağımlılığı azaltmayı hedeflemektedir.


SGK’nın Akıllı İlaçları Karşılamama Durumu

SGK’nın akıllı hedefe yönelik onkoloji ilaçlarının birçoğunu geri ödeme listesine dahil etmemesi, kanser hastalarının tedaviye erişimini sınırlandırmaktadır. Özellikle mutasyon tipi kadar hastanın genetik özelliklerine yönelik tasarlanan bu ilaçlar; bağışıklık sistemini güçlendirerek hastanın yaşam süresini ve kalitesini artırmakta, kemoterapi ve cerrahi yöntemlere gerek kalmadan tedavi imkânı sunmaktadır .

  • Akıllı İlaç Tanımı: Hedefe yönelik moleküler tedavi içeren ilaçlar, kanser hücrelerini tanıyarak çoğalmalarını engellemekte ve diğer hücreleri mümkün olduğunca korumaktadır .

  • SGK Kapsamı Dışında Bırakılan İlaçlar: Trastuzumab (Herceptin), Bevacizumab (Altuzan), Rituximab (Mabthera), Cetuximab (Erbitux), Pembrolizumab (Keytruda), Atezolizumab (Tecentriq) gibi ilaçlar çoğunlukla SGK geri ödeme kapsamına alınmadığından hastaların cepten yüksek maliyetler ödemesi gerekmektedir .

Bu nedenle hastalar, SGK’dan geri ödeme alabilmek için yargı yoluna başvurmaktadır. Oysa akıllı ilaçların tedavi başarısı, kimi kanser türlerinde (örneğin akciğer, meme ve hematolojik kanserlerde) kemoterapiye kıyasla daha yüksek oranda yanıt ve daha az yan etki sunmaktadır.


Tedavi Maliyetleri ve Hastaların Yaşadığı Zorluklar

Akıllı ilaçların geri ödeme kapsamı dışında olması, hastaların ilaçlara ulaşmasını neredeyse imkânsız kılmaktadır. Örneğin;

  • Pembrolizumab (Keytruda): 100 mg’lık bir flakonun 2024 yılı fiyatı 53.505,72 TL’dir.

  • Atezolizumab (Tecentriq): 1.200 mg’lık bir flakonun fiyatı 65.712,83 TL’dir.

  • Rituximab (Mabthera): 500 mg’lık bir flakonun fiyatı 19.995,29 TL’dir.

  • Cetuximab (Erbitux): 100 mg’lık bir flakonun fiyatı 5.539,21 TL’dir.

  • Trastuzumab (Herceptin): 150 mg’lık bir flakonun fiyatı 8.849,21 TL’dir .

Bu fiyatlarla örnek bir tedavi planına baktığımızda:

  • Bir hastanın günde 200 mg Pembrolizumab kullanması durumunda tek seferlik doz maliyeti 107.011,44 TL’yi bulmakta,

  • Aylık 4 kür Atezolizumab tedavisinin maliyeti 262.851,32 TL’yi geçmektedir.

  • Rituximab veya Herceptin gibi biyobenzer ilaçlarda da aylık maliyet ortalama 50.000–100.000 TL’ye yaklaşabilmektedir .

Hastalar, çoğunlukla kişi başına düşen yıllık ortalama emekli aylığı (yaklaşık 4.000 TL/ay) ile bu maliyetleri karşılayamamaktadır. Bir hastanın “6 kutu ilaç için 240.000 TL” harcaması gerektiği ve bu ilacın bir haftada temin edilmesi gerektiğine dair gerçek hasta hikâyeleri, durumun aciliyetini gözler önüne sermektedir .

  • Baskı Altında Kalan Aileler: Bir hasta; “6 kutu kullandığında iyileşme şansının yüksek olduğunu söyledi. Ancak bir kutusu 40.000 TL olan bu ilacı bulması mümkün değil” diyerek Cumhurbaşkanı’ndan yardım istemiştir .

Bu ekonomik engeller, hastaların tedavi şansını kısıtlamakta ve moral motivasyonlarını yıpratmaktadır. Ayrıca, hastaların tedaviye geç başlaması veya uzak bir doğrudan tedavi arama sürecine girmesi, prognozu olumsuz etkileyebilmektedir.


Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Yerli Üretim Talimatı

Bu tabloya karşılık olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “SGK tarafından karşılanmayan akıllı kanser ilaçlarının Türkiye’de üretilmesi” için bakanlıklara yeni bir talimat vermiştir. Erdoğan’ın talimatı özetle şunları içermektedir:

  1. Yerli İlaç Üretim Zincirinin Kurulması: Akıllı ilaçların formül aşamasından nihai ürüne kadar tüm süreçlerinin Türkiye’de yapılmasını sağlamak, böylece dışa bağımlılığı azaltmak.

  2. Ar-Ge Desteğinin Artırılması: TÜSEB ve Sağlık Bakanlığı iş birliğiyle, kanser ilaçları geliştiren yerli firmalara Ar-Ge finansman desteğinin verilmesi; bunun için 2025 yılında Ar-Ge bütçesinin iki katına çıkarılması kararı alınması .

  3. SGK Geri Ödeme Kapsamının Genişletilmesi: Yerli üretilen akıllı ilaçların SGK tarafından karşılanması için mevzuat düzenlemeleri yapılması; SGK’nın Faz 1–Faz 3 klinik çalışmalarında finansman desteği vermesi .

  4. Stratejik Teşvik Belgeleri ve Mali Teşvikler: Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı aracılığıyla, biyoteknolojik ve onkolojik ilaç üretimi yapan firmaların teşvik kapsamına alınması; teknoloji odaklı yatırımların hızlandırılması .

Erdoğan’ın talimatıyla, “100 bin TL ile 2 milyon TL arasında değişen akıllı ilaç maliyetlerinin yerli üretimle düşürülmesi” ve “hastaların cepten ödediği rakamların minimize edilmesi” amaçlanmaktadır.


Yerli Üretime Yönelik Mevcut Gelişmeler

1. CAR-T Hücre Tedavisi ve Biyoteknolojik Adımlar

  • Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) desteğiyle, CAR-T hücre tedavisinin klinik araştırmaları ve üretiminin yerli bir firma tarafından yürütüleceğini duyurmuştur. 2026’ya kadar hedeflenen yerli CAR-T hücre üretimi ile maliyetlerin yarı yarıya azalması öngörülmektedir.

2. Biyobenzer İlaç Üretimi

  • Abdi İlaç ve TRPharm gibi firmalar, biyobenzer ilaçlar (Mabthera yerine Redditux, Herceptin yerine Canhera) üretmek için fabrikalar kurmaktadır. Bu muadil ilaçların SGK geri ödeme listesine alınmasıyla, kamu tasarrufunun 200–300 milyon TL arasında olması beklenmektedir .

  • Muadil biyobenzerlerin ihalelerde fiyatı düşürmesiyle, aynı molekülün ithal edilenden %30–%50 daha ucuz sunulması hedeflenmektedir. Bu adım, SGK bütçesine doğrudan katkı sağlayarak hem bütçe dengesini koruyacak hem de hastaların erişimini kolaylaştıracaktır.

3. İlaç Fiyatlandırma ve Mevzuat Düzenlemeleri

  • Geliştirilen “Üreten Sağlık Modeli” kapsamında, TÜSEB’in onayladığı bilimsel çalışmaların SGK tarafından geri ödemesi sağlanacak. Klinik çalışma masrafları SGK tarafından karşılanarak ilaç geliştirme süreci hızlandırılacaktır .

  • Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi Programı, biyobenzerden immunoterapi ilaçlarına kadar 13 milyar TL’yi aşan yatırımı destekleyerek AR-GE altyapısını güçlendirmektedir .


Sosyoekonomik ve Sağlık Sistemi Üzerindeki Etkileri

1. Hasta ve Aile Üzerindeki Yükün Azaltılması

  • Yerli üretimin devreye girmesiyle akıllı ilaç maliyetlerinin %40–%60 azalması bekleniyor. Örneğin; 1.000.000 TL olan bir tedavi maliyeti, yerli üretimle 400.000–600.000 TL seviyelerine inebilir. Bu da ailelerin üzerindeki mali yükü büyük oranda hafifletecektir .

  • Hastaların tedaviye erişim hızlanacak, doz atlama veya tedaviyi yarıda bırakma oranları düşecektir.

2. SGK Bütçesine Katkı

  • Hasta başına yılda yüz binlerce lira yerine yerli üretimle elli bin lira seviyesine inen maliyetler, SGK’nın toplam ilaç bütçesini korumaya yardımcı olacaktır.

  • Biyobenzerlerin ihalelerde rekabet yaratarak fiyatları düşürmesi ve muadil ilaçların SGK kapsamına alınmasıyla, yüksek maliyetli ithal ilaçlara yapılan harcamalar kısılacaktır .

3. Uluslararası Rekabet ve İhracat Potansiyeli

  • Türkiye’nin biyoteknolojik ilaç üretim altyapısını güçlendirmesi, bölge ülkelerine ilaç ihracatını mümkün kılacaktır. Yakın gelecekte, Akdeniz, Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerine biyobenzer ve kanser ilaçları ihraç ederek döviz geliri elde etme imkânı doğacaktır.

  • Örneğin TRPharm’ın REDDITUX isimli biyobenzer ilacı sadece iç piyasaya değil, bölge ülkelerine de pazarlanmak üzere üretilecektir.

4. Ar-Ge Ekosisteminin Güçlenmesi

  • TÜSEB ve Sanayi Bakanlığı destekli kuluçka merkezleri, yerli molekül geliştiren girişimcileri çekerek ilaç geliştirme ekosistemini büyütecek; hem akademi-sanayi iş birliğini hem de uluslararası araştırma projelerini gündeme getirecektir.

  • Faz 0–1–2–3 klinik çalışmalarının SGK finansman desteğiyle yürütülmesi, Türkiye’yi “faz çalışması” almak isteyen çok uluslu şirketler için cazip hale getirecektir.


Sonuç ve Öneriler

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yerli akıllı kanser ilaçları üretimi talimatı, hem hastaların mali yükünü hafifletmeyi hem de Türkiye’yi ilaçta dışa bağımlı olmaktan kurtarmayı hedefleyen stratejik bir adımdır. SGK’nın geri ödeme kapsamındaki boşluklar nedeniyle hastalar, yıllık yüz binlerce hatta milyonlarca lira maliyetle karşı karşıya kalırken, yerli üretimle bu maliyetlerin yarı yarıya düşmesi öngörülmektedir.

Öneriler:

  1. Mevzuat Düzenlemelerinin Hızlandırılması: SGK’nın yerli üretilen akıllı ilaçları anında kapsamına alacak yasal düzenlemeler bir an önce yürürlüğe konulmalıdır.

  2. Ar-Ge ve Finansman Desteğinin Artırılması: TÜSEB ve ilgili bakanlıklar, yerli onkoloji ilaçları geliştiren firmalara ek destekler sağlamalı; klinik çalışma maliyetlerini tamamen karşılayarak ilaç geliştirme sürecini hızlandırmalıdır.

  3. Üretim Kapasitesinin Genişletilmesi: Biyoteknolojik tesis sayısı artırılarak üretim kapasiteleri genişletilmeli, mRNA temelli yeni jenerasyon onkoloji ilaçlarına yönelik altyapı yatırımları yapılmalıdır.

  4. Hasta Bilgilendirme ve Hukuki Destek Mekanizmaları: SGK kapsamı dışında kalan hastalar için hukuki danışmanlık ve toplu dava süreçleri hızlandırılarak sosyal adalet sağlanmalıdır.

  5. Uluslararası İş Birlikleri ve İhracat Stratejisi: Türkiye-AB ortak projeleri, WHO projeleri ve bölge ülkeleriyle doğrudan iş birliği yapılarak klinik araştırmalarda aktif rol alınmalı; ihracat hedefleri netleştirilmelidir.

Bu adımlarla, “yel silah” olarak adlandırılan akıllı kanser ilaçlarının ulaşılabilirliği artacak, kanserle mücadelede başarı oranları yükselecek ve Türkiye, hem bölgesel hem de küresel düzeyde ilaç üreten

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sağlık

Doktor Didem: Eksi 30 Derecede, 1,5 Metre Karda Yatan Hastalara Ulaşan Sağlık Kahramanı

Yayımlandı

üzerinde

Doktor Didem: Eksi 30 Derecede, 1,5 Metre Karda Yatan Hastalara Ulaşan Sağlık Kahramanı

29 Ocak 2026 – 14:30

DHA

Van’ın Çaldıran ilçesinde, Türkiye’nin kayıtlara geçen en düşük sıcaklığının ölçüldüğü bu topraklarda, genç bir doktor ve ekibi, kar kalınlığının 1,5 metreyi bulduğu yollarda yürüyerek, evlerinde mahsur kalan hastalara şifa taşıyor.

VAN – Hava sıcaklığının zaman zaman eksi 30 derecenin altına düştüğü, kar kalınlığının yer yer bir insan boyunu aştığı Van’ın Çaldıran ilçesinde, “Evde Sağlık Hizmeti” ekibi adeta bir insanlık dersi veriyor. Araçların çıkamadığı yolları yürüyerek aşan ekip, ulaşılması zor mezralarda yaşayan ve hastaneye gidemeyen yaşlı ve kronik hastaların kapısını çalıyor. Bu zorlu görevin ön saflarında ise 25 yaşındaki Pratisyen Dr. Didem Durgun bulunuyor.

· Kim?: Çaldıran Devlet Hastanesi Evde Sağlık Hizmetleri Birim Sorumlusu Dr. Didem Durgun (25) ve ekibi.
· Ne Yapıyor?: Karla kaplı, ulaşımın neredeyse imkansız olduğu mezralara yürüyerek ulaşıp, evinde mahsur kalan hastaları muayene ediyor, tedavilerini düzenliyor.
· Nerede?: Türkiye’nin en soğuk ilçelerinden biri olan Van’ın Çaldıran ilçesi ve civar köy/mezralar.
· Ne Zaman?: Haftanın 5 günü düzenli olarak bu hizmet veriliyor. Son ziyaret, 29 Ocak 2026 tarihinde gerçekleşti.
· Önemli Detaylar: Kar kalınlığı 1,5 metreyi buluyor. Ekip, bazen araçtan inip 500 metre yürümek zorunda kalıyor. Bölgede 180 hasta düzenli olarak takip ediliyor.

Bir İnsanlık Görevi: Eksi 30 Derecede 35 Kilometrelik Yolculuk

Hikaye, ilçe merkezine 35 kilometre uzaklıktaki Tekindere Mahallesi’ne bağlı Kandil mezrasında yaşayan iki hasta için çıktıkları yola dayanıyor. KOAH ve kalp yetmezliği hastası Çavreş Dağ (65) ile kalp yetmezliği bulunan Sait Canünver (88), ağır kış şartları nedeniyle sağlık kuruluşlarına ulaşamıyordu. Dr. Didem Durgun ve ekibi, araçların ilerleyemediği noktada yollarına yürüyerek devam etti. Kar ayakkabıları ve kalın kıyafetlerle, dondurucu soğuğa meydan okuyarak hastaların evine ulaştılar.

Dr. Durgun, “Türkiye’nin en zorlu coğrafyalarından birinde görev yapıyoruz. Evde Sağlık Hizmetleri doktoruyum. Zorlu kış şartlarında yatağa bağımlı, yaşlı ve kronik hastalığı bulunan hastalarımızı evlerinde ziyaret ederek, gerekli sağlık taramalarını yapıyoruz. Gerekli durumlarda uzman doktorlarımızla online olarak hastalarımızı birlikte değerlendiriyoruz” dedi.

“Bazen 500 Metre Karda Yürüyoruz”

Çaldıran’da kar sadece bir engel değil, aynı zamanda günlük bir mücadele alanı. Dr. Durgun, yaşadıkları zorlukları şu sözlerle anlatıyor: “Aracımız her evin önüne gidemiyor. Bu nedenle bazen 300-500 metre karda yürüyerek hastalarımızı ziyaret ediyoruz. Karlı günlerde yolda kaldığımız da oluyor. Yol açıldıktan sonra hastalarımıza ulaşabiliyoruz.”

Ekibin karşılaştığı tek zorluk hava koşulları değil. Dr. Durgun, “Bazen gittiğimiz mahalle ve mezralarda sokak köpeklerinin saldırılarına maruz kalabiliyoruz. Bu nedenle hasta yakınlarıyla önceden iletişime geçiyoruz” ifadelerini kullanıyor.

180 Hastanın Umudu: “Memleketime Hizmet Etmek Gurur Verici”

Dr. Didem Durgun, mezun olduktan sonra ilk görev yeri olan memleketi Van’da çalışmaktan büyük mutluluk duyuyor. Kendi hemşerilerine hizmet etmenin gururunu yaşadığını belirten Durgun, “Hastaneye ulaşamayan hastalarımıza ulaşıp, onlara sağlık hizmeti sunmak bizi de mutlu ediyor” diyor.

Çaldıran Devlet Hastanesi Evde Sağlık Hizmetleri Birimi olarak, ilçeye bağlı 105 mahalle ve mezrada yaşayan, çoğunluğu 65 yaş üstü 180 hastaya düzenli olarak hizmet götürdüklerini aktaran Durgun, her gün bir güzergah belirleyerek hastaları tek tek ziyaret ettiklerini, gerekirse ambulansla hastaneye sevk işlemlerini de organize ettiklerini sözlerine ekliyor.

 “Allah Sizden Razı Olsun”: Hasta Yakınlarının Minnettarlığı

Yapılan bu fedakar hizmet, hasta ve hasta yakınlarının yürekten duaları ve teşekkürleriyle karşılık buluyor. Kalp yetmezliği hastası Sait Canünver’in oğlu Hanifi Cangünver, “Bu zorlu kış şartlarında, kar kış demeden babamın kapısını çalan, onun sağlığıyla ilgilenen tüm sağlık çalışanlarına minnettarız. Allah onlardan razı olsun” diyerek hislerini ifade etti.

Dr. Didem Durgun ve ekibinin hikayesi, sadece bir sağlık hizmetinin ötesinde, insan sevgisinin, mesleki sadakatin ve dayanışmanın Türkiye’nin en ücra köşelerinde bile nasıl hayat bulduğunun canlı bir kanıtı olarak hafızalara kazınıyor.

Okumaya Devam Et

Magazin

Sosyal medya fenomenlerine tepki: “Peynir ve süt paylaşımları yanlış, bilimsel gerçeklerden uzak”

Yayımlandı

üzerinde

Sosyal medya fenomenlerine tepki: “Peynir ve süt paylaşımları yanlış, bilimsel gerçeklerden uzak”

FatihDoganMedya – Haber | 28 Ocak 2026, 11:37

Son dönemde sosyal medyada yayılan peynir ve ambalajlı süt ürünleri paylaşımlarına Ulusal Süt Konseyi Araştırma ve Danışma Kurulu’ndan sert tepki geldi. Kurul başkanı, bazı fenomenlerin etiketler üzerinden yaptığı yorumların tüketiciyi yanlış yönlendirdiğini ve “kamuoyunda bilgi kirliliği” yarattığını vurguladı.

“Etkileşim kaygısı bilgi kirliliğine dönüştü”

Ulusal Süt Konseyi (USK) temsilcileri, özellikle ambalajlı ürünlerin içindekiler kısmında yer alan katkı maddeleriyle ilgili sosyal medya paylaşımlarının, mevzuatta kullanımına izin verilen katkıları “zararlı” gibi gösterdiğini belirtti. Kurul yetkilileri, gıda güvenliğinin risk analizleri ve bilimsel veriler ışığında değerlendirildiğini, bu tür iddiaların dayanağı olmadığını söyledi. Tüketicilere ise ilk adım olarak etiket okumaları çağrısı yapıldı.

Üretici ve sektör temsilcilerinin endişesi

Sektör paydaşları ve bazı üretici dernekleri de sosyal medyada yayılan iddiaların haksız rekabete ve tüketicide gereksiz paniğe yol açtığını ifade ediyor. Üreticiler, mevzuata uygun üretim yapan ambalajlı ürünlerin üretim, depolama ve dağıtım zincirinde sıkı denetimlere tabi olduğunu hatırlatarak, asılsız iddiaların markalara ve tedarik zincirine zarar verdiğini belirtiyor

USK açıklamasında, Türk Gıda Kodeksi’nde izin verilen katkı maddelerinin hangi amaçla ve hangi miktarda kullanılacağının açıkça düzenlendiği hatırlatıldı. Ayrıca Tarım ve Orman Bakanlığı’nın denetimleri ile uygunsuz üretim yapan işletmelerin tespit edildiğinde kamuoyuyla paylaşıldığı, dolayısıyla tek tek iddiaların mevzuat ve denetim mekanizmaları çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği belirtildi. Uzmanlar, sosyal medya gönderilerinin teknik detayı atlayıp yalnızca korku dili kullanmasının tüketicinin sağlıklı karar vermesini zorlaştırdığını söylüyor.

Tüketici ne yapmalı?

  • Ürünü satın almadan önce içindekiler ve besin değerleri tablosunu kontrol edin.

  • Şüpheli bulduğunuz bir durum varsa ürünü üretici hattına veya Tarım ve Orman İl/İlçe Müdürlüğü’ne bildirin.

  • Sosyal medyada paylaşılan iddiaları tek başına doğru kabul etmeyin; resmi kurum açıklamalarını ve bağımsız denetim sonuçlarını gözden geçirin.

Türkiye’de zaman zaman peynir ve süt üretiminde uygunsuz uygulamalar tespit edilebiliyor; bu tür tespitler resmi denetimler sonucunda ilan ediliyor. Ancak uzmanlar, istisnai vakalardan yola çıkarak tüm ambalajlı ürünleri “sağlıksız” ya da “sahte” gibi genellemelerle yaftalamanın yanlış olduğu uyarısında bulunuyo

Okumaya Devam Et

Sağlık

Anne Sütüne Kadar Sızan Görünmez Tehlike: Mikroplastikler İnsan Sağlığını Nasıl Tehdit Ediyor?

Yayımlandı

üzerinde

Anne Sütüne Kadar Sızan Görünmez Tehlike: Mikroplastikler İnsan Sağlığını Nasıl Tehdit Ediyor?

Tarih: 25.12.2025 Saat: 10:00 Okuma Süresi: 4 dk


“Mikroplastik artık bir çevre değil, doğrudan bir sağlık sorunu.” Çevre Yönetimi Uzmanı Sara Sajedi

Bilim insanları tarafından yeni yapılan araştırmalar, mikroplastiklerin anne sütü de dahil olmak üzere soframıza gelen pek çok temel gıdada bulunduğunu ortaya koyuyor. Dünya genelinde hızla yayılan bu kirlilik, sadece çevre için değil, doğrudan insan sağlığı için de kritik bir tehdit haline gelmiş durumda.

Mikroplastikler Doğal Gıdalarımıza Nasıl Sızıyor?

Bilim dünyasını sarsan araştırmalar, plastiğin hayatımıza ne denli nüfuz ettiğini gözler önüne seriyor. Anne sütü, plasenta ve insan kanında dahi tespit edilen mikroplastikler, artık sadece denizlerin ve toprağın değil, insan vücudunun da bir parçası haline gelmiş durumda.

Bu küçük partiküller gıdalara birden fazla yoldan bulaşıyor. Tarım yapılan topraklar, plastik atıklarla ve sentetik giysilerden yayılan liflerle kirleniyor. Plymouth Üniversitesi’nde yapılan bir çalışma, mikroplastiklerin, bitkilerin köklerindeki koruyucu bariyeri aşarak turp gibi sebzelerin yenilebilir kısımlarına kadar ulaştığını kanıtladı. Benzer şekilde, havada uçuşan mikroplastikler, hayvan yemlerine ve açıkta duran gıdalara karışabiliyor.

· Süt ve Süt Ürünleri: Araştırmalar, mikroplastiklerin süt ve süt ürünlerine, hayvan yeminden, sağım ekipmanlarından veya işleme süreçlerinden bulaşabileceğini gösteriyor. Özellikle uzun süre olgunlaştırılan peynirlerde, su kaybı nedeniyle bu partiküllerin konsantrasyonu daha da artıyor.
· Şişelenmiş Su: Concordia Üniversitesi araştırmasına göre, düzenli olarak şişelenmiş su tüketen bir kişi, musluk suyu içen birine kıyasla yılda 90 bin adet daha fazla mikroplastik partiküle maruz kalıyor.
· Deniz Ürünleri: Özellikle midye ve istiridye gibi kabuklu deniz canlıları, suyu filtreleyerek beslenmeleri nedeniyle yüksek miktarda mikroplastik biriktirebiliyor.

Gıdalardaki Mikroplastik Kaynakları
•Sebze ve Meyveler: Kirli toprak ve sulama suyu yoluyla.
•Süt ve Peynir: Hayvan yemi, ekipman ve işleme sırasında.
•İçme Suyu: Plastik şişe ve dağıtım borularından.
•Deniz Mahsülleri: Kirli deniz suyundan.
•Paketli Gıdalar: Plastik ambalaj temasından.

Günlük Hayatta Mikroplastiklere Maruz Kalma Yollarımız

Mikroplastiklere maruziyetimiz sadece yediklerimizle sınırlı değil. Yapılan son çalışmalar, insanların zamanlarının ortalama %90’ını geçirdiği kapalı mekanlarda bile ciddi risk altında olduğunu ortaya koydu. Halı, perdeler, sentetik kumaşlı mobilyalar ve plastik içeren tüm eşyalar, zamanla aşınıp havaya mikroskobik plastik parçacıklar salıyor.

Bu durum özellikle otomobil kabinlerinde daha tehlikeli boyutlara ulaşıyor. Küçük ve kapalı bir alan olan araç içi, plastikten yapılmış torpido, direksiyon, koltuk kumaşları gibi birçok parçanın güneş ışığı ve sürtünmeyle parçalanması sonucu, ev ortamına kıyasla 4 kat daha yoğun mikroplastik partikül barındırabiliyor. Araç kullanırken veya seyahat ederken farkında olmadan bu partikülleri soluyoruz.

Soluduğumuz Hava: Fransa’da yapılan bir araştırma, yetişkin bir bireyin sadece kapalı mekanlardan günde 68 bin adet mikroplastik partikül soluyabileceğini öngörüyor. Bu partiküller akciğerlerin derinliklerine kadar ulaşabiliyor.

Tenimize Temas Edenler: Cilt bakım ürünlerindeki mikroboncuklar (yasaklanmış olsa da bazı ürünlerde hala bulunabiliyor) ve sentetik giysiler de temas yoluyla vücuda girebilen mikroplastik kaynakları arasında gösteriliyor.

Mikroplastikler Hangi Hastalıklara Yol Açabilir?

Mikroplastiklerin insan sağlığı üzerindeki uzun vadeli etkileri henüz tam olarak anlaşılamamış olsa da, mevcut bilimsel bulgular endişe verici bir tablo çiziyor. Bu küçük parçacıklar, fiziksel varlıklarının yanı sıra, üzerlerine yapışan ağır metaller, kalıcı organik kirleticiler ve plastiğe esneklik kazandırmak için eklenen ftalatlar, Bisfenol A (BPA) gibi hormon sistemini bozucu kimyasallar da taşıyabiliyor.

Araştırmalar, mikroplastiklerin vücutta şu potansiyel hasarlara yol açabileceğini gösteriyor:

· Kronik İltihaplanma ve Oksidatif Stres: Vücut, yabancı bir madde olarak gördüğü plastik parçacıklarla savaşmak için sürekli bir iltihabi reaksiyon başlatabilir. Bu durum, zamanla hücrelere zarar verebilir.
· Kalp-Damar Hastalıkları: Mart 2024’te yayınlanan bir araştırma, şah damar dokusunda mikroplastik bulunan bireylerin, bulunmayanlara kıyasla gelecek üç yıl içinde kalp krizi, felç geçirme veya ölüm riskinin 2 kat daha fazla olduğunu ortaya koydu.
· Hormonal (Endokrin) Bozukluklar: Taşıdıkları kimyasallar nedeniyle üreme sağlığını olumsuz etkileyebilir, doğurganlık sorunlarına ve gelişimsel bozukluklara zemin hazırlayabilir.
· Bağırsak Mikrobiyotasında Değişim: Bağırsaktaki faydalı bakteri dengesini bozarak iltihabi bağırsak hastalıkları gibi sorunlarla ilişkilendirilebilir. Hatta bağırsak-beyin ekseni üzerinden depresyon riskini artırabileceğine dair bulgular mevcut.
· Nörotoksik Etki: Hayvan çalışmaları, nanoplastiklerin kan-beyin bariyerini aşarak beyin dokusuna yerleşebildiğini ve nöronlarda hasara yol açabildiğini göstermiştir.

Bilim İnsanları ve Uzmanlardan Çağrı: Acilen Harekete Geçilmeli

Konuyla ilgili çalışmalar yürüten bilim insanları, durumun aciliyetine dikkat çekiyor. Concordia Üniversitesi’nden Sara Sajedi, “Bu artık bir çevre değil, doğrudan bir sağlık sorunu” diyerek plastik kullanımının azaltılması çağrısında bulunuyor. Uzmanlar, tek kullanımlık plastik şişelere yönelik daha katı yasal düzenlemeler yapılması, üreticilerin ürünlerinin tüm yaşam döngüsünden sorumlu tutulması ve tüketicilerin bilgilendirilmesi için zorunlu etiketleme sisteminin getirilmesi gerektiğini savunuyor.

Tüketiciler olarak, maruziyetimizi azaltmak için bireysel olarak atabileceğimiz adımlar şunlar olabilir:

1. Cam ve Paslanmaz Çelik Alternatiflere Yönelin

· Su taşımak ve saklamak için cam şişe veya matara kullanın.
· Yiyecekleri saklamak için cam veya seramik kapları tercih edin.
· Çay, kahve gibi sıcak içecekler için tek kullanımlık plastik bardaklardan kaçının.

2. Ev ve Araç İçi Havanızı İyileştirin

· Evinizi düzenli olarak havalandırın.
· Mümkün olduğunca doğal liflerden (pamuk, yün, keten) yapılmış tekstil ürünleri (perde, döşeme, giysi) kullanın.
· HEPA filtreli bir hava temizleyici kullanmayı değerlendirin.

3. Alışveriş Alışkanlıklarınızı Gözden Geçirin

· Pazara file veya bez torba ile gidin.
· Meyve ve sebzelerin plastik ambalajlı olanlarını tercih etmeyin.
· Şişelenmiş su tüketimini mümkün olduğunca azaltın, musluk suyu için kaliteli bir filtre kullanın.

4. Gıda Hazırlama ve Saklama Koşullarına Dikkat Edin

· Plastik ambalajlı gıdaları, özellikle ısıtırken veya pişirirken ambalajından çıkarın. Isı, plastikten gıdaya kimyasal geçişini hızlandırır.
· Mümkünse taze, işlenmemiş ve yerel ürünleri tercih edin.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar