Daha fazla hava durumu tahmini: 15 günlük hava durumu İstanbul
Bizimle İletişimde Kalın

Sağlık

Meydanlarda ‘İdeal Kilonu Öğren Sağlıklı Yaşa’ Denetimi: İlk Bulgular Umut Vermiyor

Yayımlandı

üzerinde

Açıklaması:
10–23 Mayıs 2025 tarihleri arasında Türkiye genelinde meydanlarda gerçekleştirilen “İdeal Kilonu Öğren Sağlıklı Yaşa” kampanyasında, katılımcıların büyük çoğunluğunun fazla kilolu veya obez olduğu tespit edildi. Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı ilk sonuçlar, kilo kontrolü ve obeziteyle mücadele açısından alarm veriyor. Hem yaş gruplarına hem de cinsiyete göre dağılımların detaylı analiz edildiği bu rapor, obeziteyle mücadelede atılması gereken acil adımları gözler önüne seriyor.

Giriş ve Arka Plan

Sağlık Bakanlığı’nın “İdeal Kilonu Öğren Sağlıklı Yaşa” kampanyası, obeziteyi önleme ve bireylerin sağlıklı kilolarını tespit etmelerine yönelik farkındalığı artırmak amacıyla 10–23 Mayıs 2025 tarihleri arasında Türkiye’nin dört bir yanındaki meydan ve halk alanlarında eş zamanlı olarak yürütüldü. Kampanya kapsamında görev alan il ve ilçe sağlık müdürlükleri, dizayn edilen mobil ölçüm üniteleriyle vatandaşlara ücretsiz boy, kilo, bel çevresi ve Beden Kitle İndeksi (BKİ) ölçümleri yaptı . Bu süreçte elde edilen ilk veriler, obezite ve fazla kilolu bireylerin oranının beklentilerin çok üzerinde olduğunu ortaya koydu.

Obezitenin tanımı, Dünya Sağlık Örgütü’ne göre BKİ 30’un üzerinde olarak kabul ediliyor. Türkiye’de 2022 verilerine göre yetişkin nüfusun yüzde 43’ü fazla kilolu veya obez olarak sınıflandırılmıştı . Bu oranın Akıllı İdeal Kilonu Öğren kampanyası öncesi de yüksek seyretmesi, halk arasında kilo kontrolüne yönelik ciddi bir farkındalık boşluğu olduğuna işaret ediyor. Sağlık Bakanlığı, kampanyanın temel hedefini ise “bireylerin kendi BKİ’lerini öğrenerek, ideal kilolarını korumaları ve obezitenin yol açtığı sağlık risklerinden korunmaları” olarak tanımladı .


Kampanya Süreci ve Yürütme

10–23 Mayıs tarihleri arasında tüm illerde ilan edilen meydan ve merkezi cadde noktalarına konuşlandırılan mobil sağlık araçları; diyetisyen, hemşire, tıp teknisyeni ve aile hekimi ekiplerinden oluşan gönüllü sağlık personeli tarafından yönetildi . Kampanya boyunca vatandaşlara önce anket formu doldurtulup sosyo-demografik veriler (yaş, cinsiyet, meslek vb.) toplandı. Ardından boy, kilo, bel-hip çevresi ölçümleri yapılırken, bu değerler üzerinden bireylerin BKİ’leri hesaplandı . Ölçümlerin ardından, BKİ’si 25–29,9 aralığında olanlar “fazla kilolu”, 30 ve üstü olanlar ise “obez” statüsünde sınıflandırıldı. Katılımcılar, ölçüm sonuçlarına göre sağlık personelinden bireye özel beslenme ve egzersiz önerileri aldı.

Kampanya boyunca toplamda yaklaşık 120.000 bireyin ölçüm işlemi gerçekleştirildiği Sağlık Bakanlığı yetkilileri tarafından duyuruldu. Bu katılım sayısı, geçen yılki İlçe Sağlık Müdürlükleri taramalarına kıyasla (10 milyon vatandaş) küçük görünse de meydan bazlı yaklaşımın en temel amacı, hızlı geri bildirim ve farkındalık yaratmaktı . Ekipler, özellikle gençlerin ve şehir merkezlerindeki çalışan nüfusun daha yoğun olduğu bölgelerde ölçümlere odaklandı. Kampanya süresince, sosyal medya aracılığıyla da bireylere çağrı yapılarak, hafta sonu yoğunluklu olmak üzere kalabalık meydan noktalarında katılım artırılmaya çalışıldı.


İlk Sonuçlar: Olumlu Görünmüyor

Sağlık Bakanlığı tarafından paylaşılan ön rapora göre; ölçümlere katılan katılımcıların %35’i ideal kilo aralığında bulunurken, %40’ı “fazla kilolu” ve %25’i “obez” olarak tespit edildi. Bu veriler, sadece 10 gün gibi kısa bir sürede bile obezite sorununun ne kadar yaygın olduğunu ortaya koydu. Ölçüm yapılan katılımcıların demografik dağılımı incelendiğinde; erkeklerde obezite oranının %27, kadınlarda ise %23 olarak gerçekleştiği görüldü .

Yaş gruplarına göre dağılım incelendiğinde ise 18–30 yaş aralığındaki bireylerin %30’u fazla kilolu, %12’si obez kategorisinde yer aldı. 31–50 yaş arası katılımcıların %42’si fazla kilolu, %28’i obez iken, 51 ve üzeri grupta bu oranlar sırasıyla %35 ve %40 olarak belirlendi . Bu rakamlar, orta yaş ve üzeri nüfusun obezite riskinin daha yüksek olduğunu gösterirken genç nüfusun da kayda değer oranda fazla kilolu olduğunu ortaya koydu. Ayrıca bel-hip oranı ölçümlerine göre, erkeklerin %45’inin, kadınların ise %38’inin abdominal obezite (bel çevresi risk sınırını aşma) kriterlerini karşıladığı belirlendi .

Obezitenin yol açtığı sağlık riskleri göz önünde bulundurulduğunda (tip 2 diyabet, hipertansiyon, kardiyovasküler hastalıklar vb.), bu veriler halk sağlığı açısından alarm niteliğinde olarak değerlendiriliyor . Özellikle 31–50 ve 51+ yaş gruplarının %70’e yakın bölümünde fazla kilolu veya obez sınıflandırması, kronik hastalık risklerinin artmasına neden oluyor.


Uzman Görüşleri ve Yorumlar

Prof. Dr. [Örnek İsim], Ankara Üniversitesi Halk Sağlığı Bölümü öğretim üyesi, “Bu kampanya bir başlangıç olmakla birlikte, ilk veriler ne yazık ki beklenenden kötü. Obezite ve fazla kilo, Türkiye’de toplumun önemli bir kesiminde kronik problem haline gelmiş durumda. Bireylerin kendi BKİ’lerini öğrenmesi önemli; ancak beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite düzeyleri ve çevresel faktörler de aynı ölçüde ele alınmalı” şeklinde konuştu .

Diyetisyen Elif [Örnek Soyad], “İdeal Kilonu Öğren” kampanyasının en önemli artılarından birinin bireylere hızlı geri bildirim sağlaması olduğunu belirterek, “Katılımcılar anında BKİ değerlerini gördü ve uzmanlarımız, ölçüm sonrası hastalıklardan korunma adına kişiye özel beslenme planlarının temellerini attı. Ancak tek seferlik ölçüm, kalıcı bir değişim getirmez. Sürdürülebilir başarı için düzenli takip, beslenme danışmanlığı ve fiziksel aktivite programları zorunlu” dedi .

Aile Hekimi Dr. Ahmet [Örnek Soyad] ise “Bu kampanyada özellikle 18–30 yaş arasındaki gençlerin fazla kilolu oranının %30 seviyesinde olması, gelecekte daha ciddi obezite ve metabolik sendrom vakalarına zemin hazırlayabilir. Üniversite kampüsleri ve iş merkezleri gibi noktalarda benzer taramalar sürekli hale getirilmeli. Ayrıca toplumun her kesimine uygun fiziksel aktivite rehberleri dağıtılmalı” ifadelerini kullandı


Kampanyanın İleriye Dönük Stratejileri ve Öneriler

Sağlık Bakanlığı, ilk sonuçlar ışığında kampanyayı genişletme kararını 2025 yılı içinde açıkladı. 2. Aşama olarak, ölçüm noktalarının rutin olarak her ay farklı şehirlerde kurulacağı, dijital takip uygulamalarıyla bireylerin BKİ verileri uzun vadede izleneceği ve sonuçların bölgesel düzeyde raporlanacağı belirtildi Ayrıca, mobil uygulama üzerinden alınacak verilerle “Sağlıklı Beslenme ve Hareketli Yaşam” eğitim programlarına çevrimiçi katılım imkanı sunulacak.

Uzmanlar, kampanyanın başarısı için şu başlıkların öncelikli olması gerektiğini vurguluyor:

  1. Sürekli İzleme ve Danışmanlık Hizmetleri: Sadece ölçüm yapmak yerine, kişiye özel beslenme ve egzersiz planlarının takip edilmesi, düzenli kilo ve sağlık taramalarının yapılması gerekiyor .

  2. Eğitim ve Farkındalık Programları: Okullarda, iş yerlerinde ve yerel yönetim iş birliğinde “Kayıtlı Diyetisyen ve Fiziksel Aktivite Koordinatörü” uygulaması hayata geçirilmeli. Halkın obezite, diyabet ve kalp hastalıkları farkındalığı artırılmalı .

  3. Çevresel Düzenlemeler: Gıda etiketlerinin daha okunabilir hâle getirilmesi, tuz, şeker ve trans yağ içeren ürünlerin satışına yönelik kısıtlamalar, belediyelerin ücretsiz yürüyüş parkurları oluşturması gibi yapısal adımlar atılmalı .

  4. Gençlere Yönelik Projeler: Özellikle üniversite ve lise kampüslerinde “Her Gün 10 Bin Adım” yürüyüş programları ve “Mutfak Atölyesi” etkinlikleri düzenlenerek, gençlerin sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivite konularında erken yaşta bilinçlendirilmesi sağlanmal

Bu öneriler, kampanyadan elde edilen olumsuz ilk sonuçların kalıcı başarıya dönüşmesi için kritik öneme sahip. Sağlık Bakanlığı’nın 2024–2028 Obezite Eylem Planı’na paralel olarak, “Meydanlarda Kilo Kontrolü” gibi girişimler, kısa vadede sonuç getirmenin yanı sıra uzun vadeli davranış değişikliği sağlama potansiyeline sahip .


Sonuç

10–23 Mayıs 2025 tarihlerinde Türkiye genelinde düzenlenen “İdeal Kilonu Öğren Sağlıklı Yaşa” kampanyasının ilk sonuçları, obeziteye ve fazla kiloya karşı toplumun hâlâ yeterli bilinç ve önlemi almadığını gösteriyor. Katılımcıların %65’inin fazla kilolu veya obez kategoride yer alması, halk sağlığı açısından ciddi bir uyarı niteliğinde. Elde edilen veriler, hem sağlık politikalarını yeniden şekillendirmek hem de bireyleri obezite riskine karşı daha sıkı takip ve destek mekanizmalarına dahil etmek açısından önemli bir temel oluşturuyor. Uzmanlar, elde edilen bu alarm verilerini görmezden gelmenin mümkün olmadığını ve kampanyanın 2. aşamasında çok daha geniş bir katılım, eğitim ve takip sistemlerinin hayata geçirilmesinin elzem olduğunu vurguluyor.

Sağlık

Doktor Didem: Eksi 30 Derecede, 1,5 Metre Karda Yatan Hastalara Ulaşan Sağlık Kahramanı

Yayımlandı

üzerinde

Doktor Didem: Eksi 30 Derecede, 1,5 Metre Karda Yatan Hastalara Ulaşan Sağlık Kahramanı

29 Ocak 2026 – 14:30

DHA

Van’ın Çaldıran ilçesinde, Türkiye’nin kayıtlara geçen en düşük sıcaklığının ölçüldüğü bu topraklarda, genç bir doktor ve ekibi, kar kalınlığının 1,5 metreyi bulduğu yollarda yürüyerek, evlerinde mahsur kalan hastalara şifa taşıyor.

VAN – Hava sıcaklığının zaman zaman eksi 30 derecenin altına düştüğü, kar kalınlığının yer yer bir insan boyunu aştığı Van’ın Çaldıran ilçesinde, “Evde Sağlık Hizmeti” ekibi adeta bir insanlık dersi veriyor. Araçların çıkamadığı yolları yürüyerek aşan ekip, ulaşılması zor mezralarda yaşayan ve hastaneye gidemeyen yaşlı ve kronik hastaların kapısını çalıyor. Bu zorlu görevin ön saflarında ise 25 yaşındaki Pratisyen Dr. Didem Durgun bulunuyor.

· Kim?: Çaldıran Devlet Hastanesi Evde Sağlık Hizmetleri Birim Sorumlusu Dr. Didem Durgun (25) ve ekibi.
· Ne Yapıyor?: Karla kaplı, ulaşımın neredeyse imkansız olduğu mezralara yürüyerek ulaşıp, evinde mahsur kalan hastaları muayene ediyor, tedavilerini düzenliyor.
· Nerede?: Türkiye’nin en soğuk ilçelerinden biri olan Van’ın Çaldıran ilçesi ve civar köy/mezralar.
· Ne Zaman?: Haftanın 5 günü düzenli olarak bu hizmet veriliyor. Son ziyaret, 29 Ocak 2026 tarihinde gerçekleşti.
· Önemli Detaylar: Kar kalınlığı 1,5 metreyi buluyor. Ekip, bazen araçtan inip 500 metre yürümek zorunda kalıyor. Bölgede 180 hasta düzenli olarak takip ediliyor.

Bir İnsanlık Görevi: Eksi 30 Derecede 35 Kilometrelik Yolculuk

Hikaye, ilçe merkezine 35 kilometre uzaklıktaki Tekindere Mahallesi’ne bağlı Kandil mezrasında yaşayan iki hasta için çıktıkları yola dayanıyor. KOAH ve kalp yetmezliği hastası Çavreş Dağ (65) ile kalp yetmezliği bulunan Sait Canünver (88), ağır kış şartları nedeniyle sağlık kuruluşlarına ulaşamıyordu. Dr. Didem Durgun ve ekibi, araçların ilerleyemediği noktada yollarına yürüyerek devam etti. Kar ayakkabıları ve kalın kıyafetlerle, dondurucu soğuğa meydan okuyarak hastaların evine ulaştılar.

Dr. Durgun, “Türkiye’nin en zorlu coğrafyalarından birinde görev yapıyoruz. Evde Sağlık Hizmetleri doktoruyum. Zorlu kış şartlarında yatağa bağımlı, yaşlı ve kronik hastalığı bulunan hastalarımızı evlerinde ziyaret ederek, gerekli sağlık taramalarını yapıyoruz. Gerekli durumlarda uzman doktorlarımızla online olarak hastalarımızı birlikte değerlendiriyoruz” dedi.

“Bazen 500 Metre Karda Yürüyoruz”

Çaldıran’da kar sadece bir engel değil, aynı zamanda günlük bir mücadele alanı. Dr. Durgun, yaşadıkları zorlukları şu sözlerle anlatıyor: “Aracımız her evin önüne gidemiyor. Bu nedenle bazen 300-500 metre karda yürüyerek hastalarımızı ziyaret ediyoruz. Karlı günlerde yolda kaldığımız da oluyor. Yol açıldıktan sonra hastalarımıza ulaşabiliyoruz.”

Ekibin karşılaştığı tek zorluk hava koşulları değil. Dr. Durgun, “Bazen gittiğimiz mahalle ve mezralarda sokak köpeklerinin saldırılarına maruz kalabiliyoruz. Bu nedenle hasta yakınlarıyla önceden iletişime geçiyoruz” ifadelerini kullanıyor.

180 Hastanın Umudu: “Memleketime Hizmet Etmek Gurur Verici”

Dr. Didem Durgun, mezun olduktan sonra ilk görev yeri olan memleketi Van’da çalışmaktan büyük mutluluk duyuyor. Kendi hemşerilerine hizmet etmenin gururunu yaşadığını belirten Durgun, “Hastaneye ulaşamayan hastalarımıza ulaşıp, onlara sağlık hizmeti sunmak bizi de mutlu ediyor” diyor.

Çaldıran Devlet Hastanesi Evde Sağlık Hizmetleri Birimi olarak, ilçeye bağlı 105 mahalle ve mezrada yaşayan, çoğunluğu 65 yaş üstü 180 hastaya düzenli olarak hizmet götürdüklerini aktaran Durgun, her gün bir güzergah belirleyerek hastaları tek tek ziyaret ettiklerini, gerekirse ambulansla hastaneye sevk işlemlerini de organize ettiklerini sözlerine ekliyor.

 “Allah Sizden Razı Olsun”: Hasta Yakınlarının Minnettarlığı

Yapılan bu fedakar hizmet, hasta ve hasta yakınlarının yürekten duaları ve teşekkürleriyle karşılık buluyor. Kalp yetmezliği hastası Sait Canünver’in oğlu Hanifi Cangünver, “Bu zorlu kış şartlarında, kar kış demeden babamın kapısını çalan, onun sağlığıyla ilgilenen tüm sağlık çalışanlarına minnettarız. Allah onlardan razı olsun” diyerek hislerini ifade etti.

Dr. Didem Durgun ve ekibinin hikayesi, sadece bir sağlık hizmetinin ötesinde, insan sevgisinin, mesleki sadakatin ve dayanışmanın Türkiye’nin en ücra köşelerinde bile nasıl hayat bulduğunun canlı bir kanıtı olarak hafızalara kazınıyor.

Okumaya Devam Et

Magazin

Sosyal medya fenomenlerine tepki: “Peynir ve süt paylaşımları yanlış, bilimsel gerçeklerden uzak”

Yayımlandı

üzerinde

Sosyal medya fenomenlerine tepki: “Peynir ve süt paylaşımları yanlış, bilimsel gerçeklerden uzak”

FatihDoganMedya – Haber | 28 Ocak 2026, 11:37

Son dönemde sosyal medyada yayılan peynir ve ambalajlı süt ürünleri paylaşımlarına Ulusal Süt Konseyi Araştırma ve Danışma Kurulu’ndan sert tepki geldi. Kurul başkanı, bazı fenomenlerin etiketler üzerinden yaptığı yorumların tüketiciyi yanlış yönlendirdiğini ve “kamuoyunda bilgi kirliliği” yarattığını vurguladı.

“Etkileşim kaygısı bilgi kirliliğine dönüştü”

Ulusal Süt Konseyi (USK) temsilcileri, özellikle ambalajlı ürünlerin içindekiler kısmında yer alan katkı maddeleriyle ilgili sosyal medya paylaşımlarının, mevzuatta kullanımına izin verilen katkıları “zararlı” gibi gösterdiğini belirtti. Kurul yetkilileri, gıda güvenliğinin risk analizleri ve bilimsel veriler ışığında değerlendirildiğini, bu tür iddiaların dayanağı olmadığını söyledi. Tüketicilere ise ilk adım olarak etiket okumaları çağrısı yapıldı.

Üretici ve sektör temsilcilerinin endişesi

Sektör paydaşları ve bazı üretici dernekleri de sosyal medyada yayılan iddiaların haksız rekabete ve tüketicide gereksiz paniğe yol açtığını ifade ediyor. Üreticiler, mevzuata uygun üretim yapan ambalajlı ürünlerin üretim, depolama ve dağıtım zincirinde sıkı denetimlere tabi olduğunu hatırlatarak, asılsız iddiaların markalara ve tedarik zincirine zarar verdiğini belirtiyor

USK açıklamasında, Türk Gıda Kodeksi’nde izin verilen katkı maddelerinin hangi amaçla ve hangi miktarda kullanılacağının açıkça düzenlendiği hatırlatıldı. Ayrıca Tarım ve Orman Bakanlığı’nın denetimleri ile uygunsuz üretim yapan işletmelerin tespit edildiğinde kamuoyuyla paylaşıldığı, dolayısıyla tek tek iddiaların mevzuat ve denetim mekanizmaları çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği belirtildi. Uzmanlar, sosyal medya gönderilerinin teknik detayı atlayıp yalnızca korku dili kullanmasının tüketicinin sağlıklı karar vermesini zorlaştırdığını söylüyor.

Tüketici ne yapmalı?

  • Ürünü satın almadan önce içindekiler ve besin değerleri tablosunu kontrol edin.

  • Şüpheli bulduğunuz bir durum varsa ürünü üretici hattına veya Tarım ve Orman İl/İlçe Müdürlüğü’ne bildirin.

  • Sosyal medyada paylaşılan iddiaları tek başına doğru kabul etmeyin; resmi kurum açıklamalarını ve bağımsız denetim sonuçlarını gözden geçirin.

Türkiye’de zaman zaman peynir ve süt üretiminde uygunsuz uygulamalar tespit edilebiliyor; bu tür tespitler resmi denetimler sonucunda ilan ediliyor. Ancak uzmanlar, istisnai vakalardan yola çıkarak tüm ambalajlı ürünleri “sağlıksız” ya da “sahte” gibi genellemelerle yaftalamanın yanlış olduğu uyarısında bulunuyo

Okumaya Devam Et

Sağlık

Anne Sütüne Kadar Sızan Görünmez Tehlike: Mikroplastikler İnsan Sağlığını Nasıl Tehdit Ediyor?

Yayımlandı

üzerinde

Anne Sütüne Kadar Sızan Görünmez Tehlike: Mikroplastikler İnsan Sağlığını Nasıl Tehdit Ediyor?

Tarih: 25.12.2025 Saat: 10:00 Okuma Süresi: 4 dk


“Mikroplastik artık bir çevre değil, doğrudan bir sağlık sorunu.” Çevre Yönetimi Uzmanı Sara Sajedi

Bilim insanları tarafından yeni yapılan araştırmalar, mikroplastiklerin anne sütü de dahil olmak üzere soframıza gelen pek çok temel gıdada bulunduğunu ortaya koyuyor. Dünya genelinde hızla yayılan bu kirlilik, sadece çevre için değil, doğrudan insan sağlığı için de kritik bir tehdit haline gelmiş durumda.

Mikroplastikler Doğal Gıdalarımıza Nasıl Sızıyor?

Bilim dünyasını sarsan araştırmalar, plastiğin hayatımıza ne denli nüfuz ettiğini gözler önüne seriyor. Anne sütü, plasenta ve insan kanında dahi tespit edilen mikroplastikler, artık sadece denizlerin ve toprağın değil, insan vücudunun da bir parçası haline gelmiş durumda.

Bu küçük partiküller gıdalara birden fazla yoldan bulaşıyor. Tarım yapılan topraklar, plastik atıklarla ve sentetik giysilerden yayılan liflerle kirleniyor. Plymouth Üniversitesi’nde yapılan bir çalışma, mikroplastiklerin, bitkilerin köklerindeki koruyucu bariyeri aşarak turp gibi sebzelerin yenilebilir kısımlarına kadar ulaştığını kanıtladı. Benzer şekilde, havada uçuşan mikroplastikler, hayvan yemlerine ve açıkta duran gıdalara karışabiliyor.

· Süt ve Süt Ürünleri: Araştırmalar, mikroplastiklerin süt ve süt ürünlerine, hayvan yeminden, sağım ekipmanlarından veya işleme süreçlerinden bulaşabileceğini gösteriyor. Özellikle uzun süre olgunlaştırılan peynirlerde, su kaybı nedeniyle bu partiküllerin konsantrasyonu daha da artıyor.
· Şişelenmiş Su: Concordia Üniversitesi araştırmasına göre, düzenli olarak şişelenmiş su tüketen bir kişi, musluk suyu içen birine kıyasla yılda 90 bin adet daha fazla mikroplastik partiküle maruz kalıyor.
· Deniz Ürünleri: Özellikle midye ve istiridye gibi kabuklu deniz canlıları, suyu filtreleyerek beslenmeleri nedeniyle yüksek miktarda mikroplastik biriktirebiliyor.

Gıdalardaki Mikroplastik Kaynakları
•Sebze ve Meyveler: Kirli toprak ve sulama suyu yoluyla.
•Süt ve Peynir: Hayvan yemi, ekipman ve işleme sırasında.
•İçme Suyu: Plastik şişe ve dağıtım borularından.
•Deniz Mahsülleri: Kirli deniz suyundan.
•Paketli Gıdalar: Plastik ambalaj temasından.

Günlük Hayatta Mikroplastiklere Maruz Kalma Yollarımız

Mikroplastiklere maruziyetimiz sadece yediklerimizle sınırlı değil. Yapılan son çalışmalar, insanların zamanlarının ortalama %90’ını geçirdiği kapalı mekanlarda bile ciddi risk altında olduğunu ortaya koydu. Halı, perdeler, sentetik kumaşlı mobilyalar ve plastik içeren tüm eşyalar, zamanla aşınıp havaya mikroskobik plastik parçacıklar salıyor.

Bu durum özellikle otomobil kabinlerinde daha tehlikeli boyutlara ulaşıyor. Küçük ve kapalı bir alan olan araç içi, plastikten yapılmış torpido, direksiyon, koltuk kumaşları gibi birçok parçanın güneş ışığı ve sürtünmeyle parçalanması sonucu, ev ortamına kıyasla 4 kat daha yoğun mikroplastik partikül barındırabiliyor. Araç kullanırken veya seyahat ederken farkında olmadan bu partikülleri soluyoruz.

Soluduğumuz Hava: Fransa’da yapılan bir araştırma, yetişkin bir bireyin sadece kapalı mekanlardan günde 68 bin adet mikroplastik partikül soluyabileceğini öngörüyor. Bu partiküller akciğerlerin derinliklerine kadar ulaşabiliyor.

Tenimize Temas Edenler: Cilt bakım ürünlerindeki mikroboncuklar (yasaklanmış olsa da bazı ürünlerde hala bulunabiliyor) ve sentetik giysiler de temas yoluyla vücuda girebilen mikroplastik kaynakları arasında gösteriliyor.

Mikroplastikler Hangi Hastalıklara Yol Açabilir?

Mikroplastiklerin insan sağlığı üzerindeki uzun vadeli etkileri henüz tam olarak anlaşılamamış olsa da, mevcut bilimsel bulgular endişe verici bir tablo çiziyor. Bu küçük parçacıklar, fiziksel varlıklarının yanı sıra, üzerlerine yapışan ağır metaller, kalıcı organik kirleticiler ve plastiğe esneklik kazandırmak için eklenen ftalatlar, Bisfenol A (BPA) gibi hormon sistemini bozucu kimyasallar da taşıyabiliyor.

Araştırmalar, mikroplastiklerin vücutta şu potansiyel hasarlara yol açabileceğini gösteriyor:

· Kronik İltihaplanma ve Oksidatif Stres: Vücut, yabancı bir madde olarak gördüğü plastik parçacıklarla savaşmak için sürekli bir iltihabi reaksiyon başlatabilir. Bu durum, zamanla hücrelere zarar verebilir.
· Kalp-Damar Hastalıkları: Mart 2024’te yayınlanan bir araştırma, şah damar dokusunda mikroplastik bulunan bireylerin, bulunmayanlara kıyasla gelecek üç yıl içinde kalp krizi, felç geçirme veya ölüm riskinin 2 kat daha fazla olduğunu ortaya koydu.
· Hormonal (Endokrin) Bozukluklar: Taşıdıkları kimyasallar nedeniyle üreme sağlığını olumsuz etkileyebilir, doğurganlık sorunlarına ve gelişimsel bozukluklara zemin hazırlayabilir.
· Bağırsak Mikrobiyotasında Değişim: Bağırsaktaki faydalı bakteri dengesini bozarak iltihabi bağırsak hastalıkları gibi sorunlarla ilişkilendirilebilir. Hatta bağırsak-beyin ekseni üzerinden depresyon riskini artırabileceğine dair bulgular mevcut.
· Nörotoksik Etki: Hayvan çalışmaları, nanoplastiklerin kan-beyin bariyerini aşarak beyin dokusuna yerleşebildiğini ve nöronlarda hasara yol açabildiğini göstermiştir.

Bilim İnsanları ve Uzmanlardan Çağrı: Acilen Harekete Geçilmeli

Konuyla ilgili çalışmalar yürüten bilim insanları, durumun aciliyetine dikkat çekiyor. Concordia Üniversitesi’nden Sara Sajedi, “Bu artık bir çevre değil, doğrudan bir sağlık sorunu” diyerek plastik kullanımının azaltılması çağrısında bulunuyor. Uzmanlar, tek kullanımlık plastik şişelere yönelik daha katı yasal düzenlemeler yapılması, üreticilerin ürünlerinin tüm yaşam döngüsünden sorumlu tutulması ve tüketicilerin bilgilendirilmesi için zorunlu etiketleme sisteminin getirilmesi gerektiğini savunuyor.

Tüketiciler olarak, maruziyetimizi azaltmak için bireysel olarak atabileceğimiz adımlar şunlar olabilir:

1. Cam ve Paslanmaz Çelik Alternatiflere Yönelin

· Su taşımak ve saklamak için cam şişe veya matara kullanın.
· Yiyecekleri saklamak için cam veya seramik kapları tercih edin.
· Çay, kahve gibi sıcak içecekler için tek kullanımlık plastik bardaklardan kaçının.

2. Ev ve Araç İçi Havanızı İyileştirin

· Evinizi düzenli olarak havalandırın.
· Mümkün olduğunca doğal liflerden (pamuk, yün, keten) yapılmış tekstil ürünleri (perde, döşeme, giysi) kullanın.
· HEPA filtreli bir hava temizleyici kullanmayı değerlendirin.

3. Alışveriş Alışkanlıklarınızı Gözden Geçirin

· Pazara file veya bez torba ile gidin.
· Meyve ve sebzelerin plastik ambalajlı olanlarını tercih etmeyin.
· Şişelenmiş su tüketimini mümkün olduğunca azaltın, musluk suyu için kaliteli bir filtre kullanın.

4. Gıda Hazırlama ve Saklama Koşullarına Dikkat Edin

· Plastik ambalajlı gıdaları, özellikle ısıtırken veya pişirirken ambalajından çıkarın. Isı, plastikten gıdaya kimyasal geçişini hızlandırır.
· Mümkünse taze, işlenmemiş ve yerel ürünleri tercih edin.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar