Kongo’da Ebola vakaları 10 bini aştı: Sağlık çalışanlarına saldırılar mücadeleyi zorlaştırıyor
27 Ekim 2026, 18.32 | Okuma süresi: 5 dakika
REUTERS
Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde Ebola salgınında doğrulanmış vaka sayısı 10 bin 60’a, can kaybı ise 4 bin 887’ye yükseldi. Bir hemşirenin hayatını kaybettiği saldırı, salgınla mücadele eden sağlık ekiplerinin karşı karşıya olduğu güvenlik tehdidini yeniden gündeme taşıdı.
Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde mayıs ayında başlayan Ebola salgını, ülke tarihinin en ağır sağlık krizlerinden birine dönüştü. Ulusal Halk Sağlığı Enstitüsünün 27 Ekim 2026 Salı günü açıkladığı son verilere göre, doğrulanmış vaka sayısı 10 bin 60’a, hastalık nedeniyle yaşamını yitirenlerin sayısı ise 4 bin 887’ye ulaştı. Böylece bildirilen vakalar arasındaki ölüm oranı yaklaşık yüzde 49 olarak kayıtlara geçti.
15 Mayıs’ta ilan edilen salgın, ülkede 2018-2020 yılları arasında yaşanan Ebola salgınını geride bıraktı. Reuters’ın aktardığı verilere göre mevcut salgın, hem vaka hem de ölüm sayısı bakımından dünya genelinde kayıtlara geçen en büyük ikinci Ebola salgını konumunda. İlk sırada, 2014-2016 yıllarında Batı Afrika’da 28 binden fazla kişiye bulaşan ve 11 binden fazla insanın ölümüne neden olan salgın bulunuyor.
Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) 23 Ekim tarihli durum raporunda, 20 Ekim itibarıyla ülkede 9 bin 704 vaka ve 4 bin 687 ölüm bildirilmişti. Bir hafta içinde açıklanan yeni rakamlar, salgının ilerlemeyi sürdürdüğünü ortaya koydu. Virüs, ülkenin sekiz eyaletindeki 66 sağlık bölgesine yayılmış durumda. En yoğun bulaşmanın görüldüğü yerlerin başında İturi ve Kuzey Kivu eyaletleri geliyor.
Vaka sayısındaki artışa, salgınla mücadele eden sağlık çalışanlarına yönelik saldırılar da eşlik ediyor. Ülkenin doğusundaki Tshopo eyaletine bağlı Bafwasende bölgesinde Ebola konusunda bilgilendirme çalışması yürüten iki görevli saldırıya uğradı. Dünya Sağlık Örgütünün açıklamasına göre bir hemşire hayatını kaybetti, beraberindeki sağlık çalışmalarına destek veren görevli ise ağır yaralandı.
Reuters’ın yerel yetkililere ve olayla ilgili belgelere dayandırdığı haberine göre saldırı, görevlilerin su kaynaklarına Ebola virüsü bulaştırdığı yönündeki asılsız suçlamaların ardından gerçekleşti. Palalar ve sopalar taşıyan bir grubun saldırısına uğrayan hemşire olay yerinde yaşamını yitirdi. Yerel bir sağlık yetkilisi, olayın ardından bazı sağlık çalışanlarının güvenlik endişesiyle hastanede polis koruması altında kaldığını aktardı.
DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus saldırıyı kınayarak toplumları korumak için çalışan sağlık personelinin güvenliğinin sağlanması gerektiğini vurguladı. DSÖ Afrika Bölge Direktörü Mohamed Yakub Janabi de yanlış bilgilendirme ve korkunun şiddeti körüklememesi gerektiğine dikkat çekti. Bölgede daha önce sağlık merkezlerine yönelik kundaklama olayları ve Ebola müdahale ekiplerine karşı tehditler de bildirilmişti.
Sağlık çalışanlarının güvenliğine ilişkin sorunlar yalnızca saldırılarla sınırlı değil. Associated Press’in bölgeden aktardığı bilgilere göre bazı Ebola müdahale ekipleri, geciken veya ödenmeyen ücretler nedeniyle iş bırakma eylemleri gerçekleştirdi. Ulaşım imkânlarının yetersizliği, tıbbi malzeme eksiklikleri ve uzun süredir devam eden silahlı çatışmalar da özellikle uzak yerleşimlerde hastalara erişimi güçleştiriyor.
Salgın artık yalnızca Kongo Demokratik Cumhuriyeti ile sınırlı değil. DSÖ verilerine göre salgının başlangıcından bu yana Uganda, Fransa, Kenya ve Nijerya’da da vakalar tespit edildi. Kenya’da 20 Ekim itibarıyla dokuz doğrulanmış vaka ve bir ölüm kaydedildi. İlk hastanın Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nden Uganda üzerinden Kenya’ya seyahat ettiği, diğer sekiz vakanın ise bu kişiyle bağlantılı olduğu açıklandı.
Nijerya’da da 20 Ekim’de başkent Abuja’da bir vaka doğrulandı. Yetkililer hastanın seyahat ve olası bulaş geçmişini araştırırken temaslı takibi başlatıldı. Uganda’da mayıs ve haziran aylarında 20 vaka görülmüş, DSÖ ağustos ayında ülkedeki salgının sona erdiğini duyurmuştu. Fransa’da da vaka bildirilmesine karşın mevcut durumda aktif vaka bulunmadığı belirtiliyor.
Salgına neden olan Bundibugyo virüsü, Ebola hastalığına yol açan virüs türlerinden biri. DSÖ’ye göre bu virüs için henüz onaylanmış bir aşı veya hastalığa özgü tedavi bulunmuyor. Bununla birlikte erken teşhis ve uygun destekleyici tıbbi bakım, hastaların hayatta kalma şansını artırabiliyor. Hastalık ateş, halsizlik, kas ağrısı ve baş ağrısıyla başlayabiliyor; ilerleyen dönemlerde kusma, ishal ve ağır organ sorunları gelişebiliyor.
Ebola, enfekte kişilerin kanı ve diğer vücut sıvılarıyla doğrudan temas yoluyla bulaşabiliyor. Virüs bulaşmış yüzeyler ve korunmasız cenaze işlemleri de bulaşma riski oluşturuyor. Bu nedenle sağlık ekiplerinin koruyucu ekipman kullanması, hastaların hızla tespit edilmesi, temaslıların izlenmesi ve güvenli defin uygulamalarının sürdürülmesi salgınla mücadelenin temel unsurları arasında yer alıyor.
Ancak temaslı takibindeki eksiklikler önemli bir sorun olmaya devam ediyor. DSÖ’nün 20 Ekim verilerine göre takip altındaki 30 bin 130 temaslıdan 24 bin 17’sine son 24 saat içinde ulaşılabildi. Yaklaşık yüzde 80 düzeyindeki bu oran, hedeflenen yüzde 95’in altında kaldı. Associated Press’in aktardığına göre yeni vakaların önemli bir bölümü de önceden izlenen temaslıların dışında tespit ediliyor. Bu durum, henüz belirlenememiş bulaşma zincirlerine işaret ediyor.
Salgın, ülkedeki diğer sağlık hizmetlerini de olumsuz etkiliyor. Ebola nedeniyle sağlık merkezlerine başvurmaktan çekinen hastalar olduğu, çocukluk çağı aşılamalarının ve kolera gibi diğer hastalıklarla mücadele çalışmalarının aksadığı bildiriliyor. Bazı bölgelerde hamile kadınların hastanelerden uzak durması da anne sağlığı hizmetleri üzerindeki baskıyı artırıyor.
Dünya Sağlık Örgütü, Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ndeki halk sağlığı riskini çok yüksek, ülkeyle kara sınırı bulunan devletler için riski ise yüksek olarak değerlendiriyor. Buna karşılık mevcut veriler doğrultusunda etkilenen ülkelere yönelik genel seyahat veya ticaret kısıtlaması önermiyor. Örgüt, sınır ötesi sağlık gözetiminin güçlendirilmesi, vakaların erken saptanması ve yerel toplumlarla güvene dayalı iş birliğinin artırılması gerektiğini belirtiyor.











