Daha fazla hava durumu tahmini: 15 günlük hava durumu İstanbul
Bizimle İletişimde Kalın

Gündem

Tanıkları yok etmek: İsrail neden gazetecileri hedef alıyor?

Yayımlandı

üzerinde

FatihDoğanMedya – Hızlı, Tarafsız, Güvenilir Haber

FATİHDOGANMEDYA HABER -26 AĞUSTOS -11:43

AÇIKLAMA:Son dönemde Gazze’de çok sayıda gazeteci öldü. Uluslararası örgütler neden ‘hedef alma’ diyor? IDF açıklamaları, hukuki boyut ve kanıtlar — detaylı analiz.

 (giriş)

Son aylarda Gazze’de ve çevre bölgelere düzenlenen saldırılarda çok sayıda gazeteci yaşamını yitirdi. Uluslararası insan hakları örgütleri ve basın özgürlüğü kuruluşları, söz konusu ölümlere “hedef alma” iddiasıyla tepki gösterirken, İsrail ordusu sistematik hedefleme iddialarını reddediyor ve soruşturma açtığını bildiriyor. Bu haber, sahadaki vakaları, uluslararası tepkileri, hukuki çerçeveyi ve “neden” sorusuna ilişkin öne çıkan analizleri bir araya getiriyor.

Son saldırılar ve sayılar — ne kadar ağır?

  • Birden çok uluslararası kurumun ve haber ajansının derlemesine göre, 7 Ekim 2023’ten bu yana çatışma bölgesinde yüzlerce gazeteci ve medya çalışanı hayatını kaybetti. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Ofisi’nin (OHCHR) denetimleri belirli vakaları onaylayarak çok sayıda gazetecinin yaşamını yitirdiğini bildirdi.

  • Committee to Protect Journalists (CPJ) ve diğer kuruluşların güncel sayımına göre savaşta ölen gazeteciler ve medya çalışanlarının sayısı yüzleri aşıyor; farklı kuruluşların sayımları küçük farklılıklar gösteriyor, ancak ortak nokta: can kaybının olağanüstü düzeyde olduğu

  • En son olarak 25 Ağustos 2025’te Khan Yunis’teki Nasser Hastanesi’ne yönelik hava saldırılarında çok sayıda kişi öldü; saldırıda Reuters, AP, Al Jazeera gibi kuruluşlara bağlı gazetecilerin de hayatını kaybettiğine dair haberler yayımlandı. Bu saldırı “double-tap” (ilk vuruşun ardından kurtarma ekipleri veya muhabirler olay yerine gelirken ikinci vuruş) iddialarını tekrar gündeme getirdi.


 Uluslararası örgütler ne diyor?

  • İnsan hakları ve basın özgürlüğü örgütleri, bazı olaylarda sivillerin ve gazetecilerin kasıtlı olarak hedef alındığına dair güçlü endişe bildirdi. 2024’te insan hakları örgütleri Avrupa kurumlarına İsrail’in gazetecileri öldürmesine karşı ortak adım çağrısında bulundu. Bu tür açıklamalar, vakaların soruşturulması ve sorumluların hesap vermesi talebini içeriyor.

  • RSF (Reporters Without Borders), CPJ ve diğer kuruluşlar sık sık olayları kaydediyor, veri yayımlıyor ve “Gazze karartması” gibi kavramlarla bilgi akışının kasıtlı kesildiğine dair endişelerini ifade ediyor.


 İsrail’in açıklaması ve savunması

İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), saldırıları genellikle “meşru askeri hedeflere” yöneltilmiş olarak tanımlıyor; gazetecilerin hedef alınmadığını, sivillerin zarar görmesinden üzüntü duyduklarını ve olaylarla ilgili soruşturma başlattıklarını bildiriyor. Ancak hakem kurullar ve insan hakları örgütleri bazı vakalarda IDF’nin gerekçelerini ve istihbarat argümanlarını şüpheyle karşılıyor.


 Uluslararası insancıl hukuk (IHL) açısından durum nedir?

  • Uluslararası İnsancıl Hukuk (Cenevre Sözleşmeleri ve ilgili içtihat) gazetecileri çatışmalarda siviller olarak korur; gazeteciler, doğrudan çatışma eylemlerine katılmadıkları sürece hedef alınamaz. Savaş hukuku, saldırı sırasında orantılılık ve ayırt edicilik ilkesini zorunlu kılar. Hukukun ihlali delillerinin olması durumunda bunlar “savaş suçu” iddialarına dönüşebilir.

  • “Double-tap” saldırıları (ilk saldırıdan sonra kurtarma ekiplerinin veya gazetecilerin geldiği noktaların ikinci saldırıyla vurulması) uluslararası hukukçular tarafından özellikle eleştirilen taktiklerden biri; bu tip saldırıların insan hakları ve savaş hukuku açısından ciddi soru işaretleri oluşturduğu vurgulanıyor.


 Neden gazeteciler hedef alınıyor — olası sebepler ve analiz

Aşağıdaki noktalar, hem akademik hem de insan hakları raporlarında sıkça geçen açıklamalar:

  1. Bilgi kontrolü ve karartma stratejisi: Taraflar, çatışma alanındaki görsel ve yazılı kanıtların dünyaya ulaşmasını engellemek isteyebilir; bağımsız muhabirlerin yok edilmesi veya susturulması bunun bir parçası olarak yorumlanıyor. (RSF ve diğer kuruluşların “blackout/karartma” uyarıları).

  2. Hedef gösterme/istihbarat iddiaları: Askeri aktörler bazen gazetecileri düşman unsurla ilişkilendirebilecekleri iddialarla hedef gösteriyor; bu iddialar bağımsız kuruluşlarca sıkça sorgulanıyor.

  3. Hatalı hedefleme ve askeri zayıflık: İstihbarat hataları, yanlış koordinat veya sivillerin yoğun olduğu alanlarda operasyonlar nedeniyle gazeteciler de kurban olabiliyor; devletlerin resmi açıklamaları genelde “hata/üzüntü” dile getiriyor.

  4. Psikolojik etki ve caydırma: Bağımsız haberciliği hedeflemek, kalan muhabirleri caydırıp haberciliğin niteliğini düşürebilir; bu da çatışmanın uluslararası görünürlüğünü azaltır. (Bu nokta hakem raporları ve uzman analizlerinde sıkça geçer.)


Somut örnekler — kanıtlarla vaka incelemesi

  • Nasser Hastanesi saldırısı (25 Ağustos 2025): Hastaneye yapılan saldırıda, haber ajanslarına bağlı gazetecilerin de öldüğü bildirildi. Saldırıya dair yayınlanan görüntülerde ilk vuruştan sonra olay yerine gelen kurtarma ekipleri ve gazeteciler hedef alınmışçasına ikinci bir vuruşun olduğu iddiası yer aldı; uluslararası kuruluşlar olayı kınadı, IDF soruşturma açtığını belirtti. Bu vakâ, örgütlerin “hedef alma” iddialarını güçlendiren en güncel örneklerden biri olarak değerlendiriliyor.

  • Lübnan’daki saldırılar (Ekim 2024 bildirimleri): Human Rights Watch, 25 Ekim 2024’te Lübnan’da üç gazetecinin öldüğü bir saldırının “muhtemel kasıtlı” bir eylem olduğuna dair rapor yayımladı; HRW, bazı vakalarda kullanılan mühimmat ve hedef seçiminin sivil korumasıyla çeliştiğini belirtti. Bu raporlar, “sistematik değilse bile seçilmiş vakalarda kasıtlı saldırı” iddiasının destekleyicisi sayılıyor


 Gazetecilik yapmanın riskleri ve alınabilecek önlemler

  • Basın kartı/yaka yeterli mi?: Basın yaka ve ekipman taşıma, ideal olarak koruma sağlar ama çatışma alanlarında pratikte her zaman caydırıcı olmayabiliyor.

  • Uluslararası koridor talepleri: Uluslararası kuruluşlar sağlık kurumları, medya merkezleri ve koridorlar için güvence ve denetim çağrısı yapıyor.

  • Bağımsız soruşturmalar: Olayların şeffaf ve bağımsız biçimde soruşturulması, benzer vakaların tekrarı riskini azaltabilir; bunun için uluslararası adli mekanizmalar ve bağımsız raporlamanın önemi vurgulanıyor.


 Tepkiler ve olası sonuçlar

  • Uluslararası kamuoyu baskısı artıyor; bazı hükümetler ve kuruluşlar olayları kınadı, bağımsız soruşturmalar talep ediyor. Bazı vakalarda uluslararası hukuka aykırılık iddiaları, savaş suçu soruşturmalarına zemin hazırlayabilir. Ancak siyasi dengeler, yaptırım ya da uluslararası ceza süreçlerinin ilerlemesini karmaşıklaştırıyor.


Sonuç — Ne değişmeli?

Gazeteciler çatışma bölgesinde olabildiğince korunmalı; saldırı iddiaları titizlikle araştırılmalı ve bulgulara göre hesap sorulmalıdır. Bağımsız raporlar, sayımlardaki tutarsızlıklar ve tekrarlayan trajediler, korunma mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini gösteriyor. Hem savaşan tarafların hem de uluslararası toplumun sorumluluğu, gazeteciliğin hayati rolünü korumaktır.

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Gündem

TBMM’den Öğrenci Affına Onay: Üniversiteyle İlişiği Kesilenlere Geri Dönüş Yolu Açıldı

Yayımlandı

üzerinde

FatihDoğanMedya – Hızlı, Tarafsız, Güvenilir Haber

TBMM’den Öğrenci Affına Onay: Üniversiteyle İlişiği Kesilenlere Geri Dönüş Yolu Açıldı

Tarih: 30 Temmuz 2026
Saat: 23:20
 Okuma Süresi: 3 dakika

ANKA

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda, üniversitelerden ilişiği kesilen öğrencilere yeniden eğitim hakkı tanıyan “öğrenci affı” düzenlemesi kabul edildi. Yükseköğretim Kanunu’nda değişiklik öngören teklifin 15’inci maddesi, yoğun tartışmaların ardından Meclis’ten geçti. Peki bu düzenleme kimleri kapsıyor, hangi eleştiriler gündeme geldi? İşte detaylar…

Düzenleme Kimleri Kapsıyor?

Kabul edilen maddeyle birlikte, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’na geçici bir madde ekleniyor. Buna göre:

· Yükseköğretim kurumlarında öğrenim görmekteyken ilişiği kesilenler,
· Kayıt hakkı kazandığı halde çeşitli nedenlerle kayıt yaptıramayan öğrenciler,

yükseköğrenimlerine devam etme hakkına kavuşacak.

Ayrıca, daha önce farklı bir öğrenim düzeyinde (ön lisans, lisans, yüksek lisans veya doktora) bu kapsamda haklardan yararlanmış olmak, başka bir düzeyde aynı maddeden faydalanmaya engel teşkil etmeyecek.

Komisyon Sürecine Eleştiriler: “Sadece YÖK Vardı”

Teklifin görüşmeleri sırasında muhalefetten düzenlemeye yönelik sert eleştiriler geldi. Yeni Yol Grubu adına söz alan Hatay Milletvekili Necmettin Çalışkan, öğrenci affının aylardır beklendiğini ancak sürecin aceleye getirildiğini belirtti.

Çalışkan, komisyon görüşmelerinin kesintisiz şekilde bir gecede tamamlandığını hatırlatarak şu eleştirileri sıraladı:

“Komisyon kesintisiz, bir gece sabaha kadar görüştü, on beş saatlik müzakere sonucunda bir yasa çıktı. Kanunun hazırlanma sürecinde sendikalar, sivil toplum örgütleri, alanında uzmanlar yok. Kim var? Sadece YÖK var; o da zaten taraf.”

Çalışkan, yasanın yürürlüğe girmesinin ardından çok az sayıda öğrenci dışında kimsenin memnun olmayacağını savundu.

“Üniversiteler İşsiz Üreten Fabrika Haline Geldi”

Eğitim politikalarına yönelik eleştirilerini sürdüren Çalışkan, 12 yıllık zorunlu eğitimin mesleki eğitime zarar verdiğini öne sürdü. 28 Şubat sürecinde eğitimin 8 yıla çıkarıldığını hatırlatan Çalışkan, mevcut uygulamayı “28 Şubat’a level atlattınız” sözleriyle eleştirdi.

İstihdam sorununa da dikkat çeken Çalışkan, bazı fakültelerin mezunlarına iş olanağı sağlayamadığını belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Üniversiteler artık işsiz üreten fabrika haline geldi. Yapacağınız iş, eğer bir fakültenin mezunu bir yere atanamayacaksa kapatın, boşuna almayın, insanların duygusunu sömürüyorsunuz.”

“İltisak ve İrtibat” Tartışması

DEM Parti İstanbul Milletvekili Kezban Konukçu ise madde metninde yer alan “terör örgütlerine iltisakı yahut bunlarla irtibatı” ifadesinin hukuki belirsizlik yarattığını savundu.

Konukçu, bu kavramların geçmişte çok sayıda öğrenci açısından hak kayıplarına yol açtığını belirterek şunları söyledi:

“İltisak ve irtibat kavramları üzerinden pek çok sosyalist, devrimci ve muhalif öğrencinin eğitim hakkı göz göre göre gasbedilmiştir.”

Ayrıca, yakın geçmişte özellikle olağanüstü hal döneminde çok sayıda öğrenci hakkında kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunmaksızın idari işlemler tesis edildiğini hatırlatan Konukçu, bu durumun eğitim hakkı üzerinde kalıcı sonuçlar doğurduğunu ifade etti.

Madde Oylanarak Kabul Edildi

Verilen önergelerin reddedilmesinin ardından 15’inci madde oylanarak kabul edildi. Böylece üniversiteyle ilişiği kesilen veya kayıt yaptıramayan öğrencilere yükseköğrenimlerine devam etme hakkı tanıyan düzenleme resmiyet kazandı.

Okumaya Devam Et

Gündem

İçerik Başlığı: AHBAP Soruşturmasında 7 Kişi Tutuklandı! İşte Hüseyin Başaran’ın O İfadesi

Yayımlandı

üzerinde

FatihDoğanMedya – Hızlı, Tarafsız, Güvenilir Haber

İçerik Başlığı: AHBAP Soruşturmasında 7 Kişi Tutuklandı! İşte Hüseyin Başaran’ın O İfadesi

Tarih: 30 Temmuz 2026
Saat: 14:30
Okuma Süresi: 4 dakika

FatihDoğanMedya 


AHBAP Derneği’ne yönelik yürütülen ‘Ahbaplar Suç Örgütü’ soruşturmasında flaş bir gelişme yaşandı. 4’üncü dalga operasyon kapsamında gözaltına alınan 13 şüpheliden aralarında ünlü iş insanı Hüseyin Başaran’ın da bulunduğu 7 kişi tutuklandı. Başaran’ın savcılıkta verdiği ifade ise soruşturmanın boyutlarını gözler önüne serdi.

Soruşturmanın 4’üncü Dalgası: 13 Gözaltı, 7 Tutuklama

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen soruşturma kapsamında İstanbul Emniyet Müdürlüğü ekipleri, 27 Temmuz Pazartesi sabahı 4’üncü dalga operasyonu gerçekleştirdi. Operasyonda 13 şüpheli gözaltına alındı. Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen 12 şüpheliden 7’si tutuklanırken, 6 kişi hakkında adli kontrol tedbiri uygulandı.

Tutuklanan isimler şöyle: Hüseyin Başaran, Ayhan Çevik, Murat Yaren, Nejdet Kuy, Emin Arat, Muhammed Ali Yılmaz ve Deniz Şimşek.

Soruşturmanın 4 Ana Ayağı

Savcılık tarafından yürütülen soruşturmada 4 ana başlık altında inceleme yapıldığı ortaya çıktı:

· Konut ve Konteyner Alımları: Derneğin 2023 yılında konut yapımı için anlaşma sağladığı ve bağışlardan önemli miktarda para aktardığı halde taahhüt edilen konutların tamamlanmadığı iddia edilen şirket yetkilileri hakkında işlem başlatıldı.
· Şüpheli Taşınmaz Devirleri: Bazı kişi ve şirketler tarafından Yeliz Kaya’ya çok sayıda taşınmaz devredildiği tespit edildi.
· Dernek Çekleri: Dernek tarafından düzenlenen bazı çeklerin dolaşımı ve tahsil süreçleri inceleniyor.
· Haluk Levent ile Mali İlişkiler: Haluk Levent ile arasındaki mali ve ticari ilişkinin şüpheli nitelikte olduğu değerlendirilen Ali D. hakkında işlem başlatıldı.

Hüseyin Başaran’ın Savcılık İfadesi Ortaya Çıktı

Soruşturmanın en dikkat çeken ismi olan Başaran Holding’in sahibi Hüseyin Başaran’ın savcılık ifadesi, yaşananları tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi.

Haluk Levent ile Tanışma

Başaran ifadesinde Haluk Levent ile 4 sene önce Trabzon’da bir otelin lobisinde tanıştığını, ardından 4 sene boyunca kendisini görmediğini belirtti. 4 sene sonra bir mekanda karşılaştıklarında Levent’in kendisine daire satın almak istediğini söylediğini aktardı.

‘Uluslararası Fonlar’ İddiası

Levent’in kendisine toplu daire alımları yaptığını ve bu daireleri uluslararası yardım fonlarından gelen paralarla satın aldığını söylediğini iddia eden Başaran, Levent’in kendisine Yeliz Kaya’yı yurt dışındaki fonların temsilcisi olarak tanıttığını ve dairelerin onun üzerine tescil edilmesi gerektiğini söylediğini kaydetti.

‘Kızımın Adını Kullanarak Duygusal İstismar’

Başaran ifadesinin en çarpıcı bölümünde şu ifadeleri kullandı: *“Kızımın adını kullanarak sürekli duygusal bir istismar süreci yürüttü. Neredeyse her gün evime geliyordu. Bu şekilde peyderpey 21 daire ve 1 fabrika devrettik. Bunlara dair sözleşmeleri sunduk. Bunlar karşılığında hep şahsi senetlerini verdi. Bize verdiği senetlerden Ahbap Derneği’nin kefil olduğu senet yoktur.”

‘Taşınmazların Esin Önder Çağlayan’a Devredileceğini Bilmiyordum’

Başaran, 22 taşınmazın Esin Önder Çağlayan’a devredileceğinden haberinin olmadığını belirterek, taşınmazlar üzerinde şu anda ciddi ipotekler bulunduğunu ve Globus ile Kanat şirketlerinin bu taşınmazlar üzerine ipotek tesis ederek kredi çektiğini öne sürdü.

Başaran ayrıca devrettikleri taşınmazların parasını alamadıklarını, Levent’in kendisine Amerika’da bir iş insanından bahsederek tekne satabileceğini söylediğini ancak bu işin de sonuçsuz kaldığını ifade etti.

Soruşturma Derinleşiyor

AHBAP Derneği’ne yönelik yürütülen soruşturma kapsamında daha önce Haluk Levent ve 13 kişi daha tutuklanmıştı. Yeni dalga operasyonla birlikte soruşturmanın kapsamı giderek genişliyor. Derneğin mali yapısı, bağışların kullanımı ve şüpheli taşınmaz devirleri mercek altına alınırken, önümüzdeki günlerde yeni gözaltı ve tutuklamaların yaşanması bekleniyor.

Ahbap Soruşturması’nda Yeni Dalga: Hüseyin Başaran Dahil 7 Kişi Tutuklama Talebiyle Hakimlikte

 

Okumaya Devam Et

Gündem

PKK’dan çerçeve yasa açıklaması: “Esas yaklaşımı yasayı gördükten sonra ortaya koyacağız”

Yayımlandı

üzerinde

FatihDoğanMedya – Hızlı, Tarafsız, Güvenilir Haber

PKK’dan çerçeve yasa açıklaması: “Esas yaklaşımı yasayı gördükten sonra ortaya koyacağız”

Tarih: 30 Temmuz 2026 | Saat: 22:15 | Okuma Süresi: 3 dakika

Kaynak: Anka Haber Ajansı / Ahmet Ün (Diyarbakır)

PKK’dan çerçeve yasaya ilişkin ilk açıklama: “Barış dilde başlar”

Terör örgütü PKK, İmralı’da bulunan Abdullah Öcalan’ın talimatıyla fesih kararını açıklamasının ardından, önümüzdeki hafta Meclis’ten geçmesi beklenen çerçeve yasaya dair dikkat çeken bir açıklama yaptı. Örgüt, yasanın içeriğini görmeden nihai tutumlarını belirlemeyeceklerini duyurdu.

Açıklamada, “Türkiye halklarının geleceğini ilgilendiren kök yasayla ilgili tartışmalar çeşitli biçimde sürmekte ve kamuoyuna yansımaktadır. Yapılan tartışmalar ve açık kaynaklardan yansıyanlara baktığımızda bu yasaya ne kadar ciddi yaklaşılıyor konusunda kuşkular oluşmaktadır” ifadeleri yer aldı.

Öcalan’ın 20 Temmuz tarihli görüşmesine atıf

PKK, açıklamasında Abdullah Öcalan’ın 20 Temmuz tarihli görüşmede çıkacak yasaya ilişkin görüşlerine de yer verdi. Örgüt, Öcalan’ın yasanın “basit, dar ve geleceğe hizmet etmeyen biçimde olmaması” gerektiğini vurguladığını aktardı.

Açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Bu yasanın Kürt halkıyla Türk devleti arasındaki yüz yıllık kopukluğu gidermede önemli bir adım olması beklenmektedir. Dolayısıyla barışı hedefleyen bir yasa özelliği taşıması önemli olmaktadır. Dünyanın her yerinde olduğu gibi barış en başta da dilde başlar.”

“Terör örgütü” tanımlamasına itiraz

Örgüt açıklamasının en dikkat çeken bölümlerinden birinde, kendileri için hâlâ “terör” ve “terör örgütü” kavramlarının kullanılmasına itiraz etti. PKK, fesih kararı sonrası bu tanımlamaların süreci sorunlu hale getireceğini savundu.

“Daha baştan hassasiyetlere dikkat etmemektir. Özcesi dil, tanımlama ve içeriğin amaca uygun olması sürecin ilerlemesi için çok önemlidir” denildi.

Öcalan’ın rolü vurgusu: “Devreye girmeden mümkün değil”

PKK açıklamasında, Abdullah Öcalan’ın süreçteki rolünün netleştirilmesi gerektiğini ısrarla vurguladı. “Abdullah Öcalan devreye girmeden ve bizzat bu süreci yönetmeden alınan kararların ve çıkan yasanın gereklerini yerine getirmek mümkün değildir” ifadeleri kullanıldı.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin daha önce dile getirdiği “Öcalan’ın barış ve siyasallaşma koordinatörü olması” görüşüne de atıfta bulunulan açıklamada, İmralı’da yapılan tartışmalarda bu konunun kabul edildiği iddia edildi.

“Muhatap ve baş müzakereci olan Abdullah Öcalan’ın konumunun netleştirilmesi önemli olmaktadır” denilerek, Öcalan’ın statüsünün yasada dikkate alınmaması durumunda yasanın pratikte uygulanmasının zorlaşacağı öne sürüldü.

“Esas tutumumuzu yasayı gördükten sonra ortaya koyacağız”

PKK, çerçeve yasaya ilişkin nihai değerlendirmesini henüz yapmadığını belirterek, “Daha önce de defalarca belirttiğimiz gibi esas yaklaşım ve tutumumuzu yasayı gördükten sonra ortaya koyacağız. Kuşkusuz yasa olumlu olduğunda teşvik edici olacağız ve üzerimize düşeni yapacağız” ifadelerini kullandı.

Örgüt ayrıca, barış sürecinin sadece silahsızlanmaya indirgenmemesi gerektiğini savunarak, “Kök ya da çerçeve yasadan söz etmek bu yasadan sonra başka yasaların çıkacağı ve adımların atılacağını kabul etmektir” görüşünü dile getirdi.

Gözler Meclis’te

PKK’nın bu açıklaması, önümüzdeki hafta Meclis gündemine gelmesi beklenen çerçeve yasa tartışmaları öncesinde önemli bir mesaj olarak değerlendiriliyor. Örgütün yasayı gördükten sonraki tutumunun nasıl şekilleneceği ve sürecin nasıl ilerleyeceği ise merak konusu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar