Daha fazla hava durumu tahmini: 15 günlük hava durumu İstanbul
Bizimle İletişimde Kalın

Teknoloji

Uzmanlar uyardı: Yapay zeka ile biyolojik silah tehdidi gerçek olabilir

Yayımlandı

üzerinde

insanları, yapay zekadan yararlanarak doğada daha önce bulunmayan, tamamen yeni virüsler geliştirmeyi başardı.

Bu gelişme, yapay zekanın yeni yaşam formları tasarlamasının önünü açarken, teknolojinin kötüye kullanılarak biyolojik silah üretilmesi riskine ilişkin kaygıları da beraberinde getirdi.

Geliştirilen virüslerin, genetik olarak mevcut türlerden kayda değer ölçüde farklı olduğu ve “yeni bir tür” sayılabileceği belirtiliyor.

Bakterileri hedef alan ve “bakteriyofaj” olarak adlandırılan bu virüsler, insanlara değil, bakterilere saldırıyor.

Araştırmayı yürüten ekip, geliştirdikleri modellerin insanlar, hayvanlar ya da bitkiler için bulaşıcı virüsler tasarlamasını önlemek amacıyla özel güvenlik önlemleri aldıklarını açıkladı.

Ancak bu hafta yayımlanan bir başka çalışma, yapay zekanın biyolojik silah geliştirilmesini önlemeye yönelik mevcut güvenlik tedbirlerini kolaylıkla aşabileceğini gösterdi.

GÜVENLİK FİLTRELERİ AŞILABİLİR DURUMDA

Microsoft araştırmacıları, Science dergisinde yayımladıkları çalışmada, yapay zekanın toksik moleküllerin talep edilmesini engelleyen güvenlik filtrelerini nasıl atlatabildiğini detaylandırdı.

Biyoteknoloji şirketleri normalde, zararlı moleküllerin genetik dizilimlerini tanıyarak bu tür siparişleri reddediyor.

Fakat yapay zekanın, aynı işlevi gören ama genetik olarak tamamen farklı dizilimler tasarlayarak bu denetimlerden sıyrılabildiği tespit edildi.

Daily Mail gazetesinin haberine göre araştırmacılar, bu güvenlik açığını fark ettikten sonra riski kayda değer ölçüde azaltan yazılım yamaları geliştirdi.

Bu yamalar şimdilik yalnızca uzman bilgisine ve özel laboratuvar araçlarına sahip kişiler tarafından kullanılabiliyor.

İki çalışma birlikte değerlendirildiğinde, yapay zekanın bir gün insanlar için tehdit oluşturabilecek yeni bir canlı türü ya da biyolojik silah tasarlayabileceği ihtimali ortaya çıkıyor.

En kötü senaryoda bu durumun yeni bir pandemiyi tetikleyebileceği, ancak yapay zekanın şimdilik bu kapasiteye sahip olmadığı belirtiliyor.

ETİK İKİLEM: ÇİFTE KULLANIM SORUNU

Yapay zeka ile tasarlanan biyolojik ürünlerin merkezinde, “çifte kullanım sorunu” olarak bilinen etik ikilem yatıyor.

Söz konusu kavram, faydalı bir teknolojinin aynı zamanda kasıtlı olarak zarar vermek için de kullanılabileceği anlamına geliyor.

Örneğin, bir bilim insanı bulaşıcı hastalıkları anlamak amacıyla bir virüsü daha bulaşıcı hale getirebilirken, kötü niyetli bir kişi aynı araştırmayı ölümcül bir patojen yaratmak için kullanabilir.

Bu ikilemin farkında olan Stanford Üniversitesi doktora öğrencisi Sam King ve danışmanı Brian Hie, enfekte hastalardaki bakterileri yok edebilecek yeni bakteriyofajlar geliştirmeyi hedefledi.

Eylül ayında bioRxiv veri tabanına yüklenen ve henüz hakem değerlendirmesinden geçmemiş ön çalışmada, deneylerin detayları paylaşıldı.

King ve Hie’nin ekibi, riski azaltmak için yapay zeka modellerini yalnızca bakterileri enfekte eden virüslerle eğitti.

Modele bitki, hayvan veya insan hücrelerini etkileyen hiçbir virüs verisi dahil edilmedi.

Tüm güvenlik önlemleri alındıktan sonra yapay zekadan, laboratuvar çalışmalarında yaygın olarak kullanılan bir bakteriyofaj türünü temel alarak yeni tasarımlar üretmesi istendi.

King, mevcut teknolojiyle ilgili olarak, “Bu yöntem şu anda oldukça zorlayıcı ve yüksek uzmanlık gerektiriyor. Dolayısıyla kötü niyetli biri için bu yol, geleneksel yöntemlere kıyasla daha zahmetli olur” dedi ve ekledi: “Bu şu an için tehlikeli uygulamaları kolaylaştırmıyor.”

“GÜVENLİK MERKEZE ALINMALI”

Hızla ilerleyen bu alanda güvenlik tedbirleri neredeyse eş zamanlı geliştirilse de hangi standartların yeterli olacağı henüz net değil.

Stanford Tıp Fakültesinden Prof. Tina Hernandez-Boussard, “Bu modeller zeki. En yüksek performansa ulaşmak için eğitildikleri verileri kullanarak güvenlik kısıtlarını aşabilirler” diye konuştu.

Microsoft’tan Eric Horvitz ve Bruce Wittman, mevcut yazılımların yalnızca bilinen toksik proteinlerin dizilimlerini taradığını, yapay zekanın ise farklı dizilimlerle aynı toksik etkiyi yaratabilecek yeni kombinasyonlar tasarlayarak bu sistemleri aldatabildiğini keşfetti.

Ekip, siber güvenlikten esinlenen bir yöntemle bu zafiyeti ilgili kurumlara bildirdi ve yazılımları güçlendirmek için uluslararası bir işbirliği başlattı.

Horvitz, “Aylar sonra bu yamalar dünya genelinde devreye alındı ve biyogüvenlik filtreleri güçlendirildi” değerlendirmesini yaptı.

Buna rağmen, dört yaygın yazılım aracında yapılan testlerde, potansiyel olarak tehlikeli genetik dizilerin ortalama yüzde 3’ünün güvenlik kontrolünden kaçabildiği görüldü.

YENİ DENETİM MEKANİZMALARI YOLDA

Yapay zeka alanında henüz bağlayıcı bir uluslararası düzenleme bulunmuyor ve mevcut tarama sistemleri gönüllülük esasına dayanıyor.

ABD’de geçen yıl çıkarılan kararname, yapay zeka sistemlerinin güvenlik değerlendirmelerinin standartlaştırılmasını öngörüyor.

Birleşik Krallık’ta ise devlet destekli Güvenliği Enstitüsü, bu alandaki riskleri azaltmaya yönelik standartlar geliştiriyor.

Microsoft ekibi ayrıca hükümetlerle birlikte, yapay zekanın yasa dışı biyolojik faaliyetlerde kullanılıp kullanılmadığını tespit etmeye yönelik izleme sistemleri geliştiriyor.

Horvitz, kanalizasyon ve hava kalitesi verilerinde toksin veya virüs üretimine dair izler arayacak algoritmalar üzerinde çalıştıklarını açıkladı.

Bununla beraber Sam King, yapay zekanın tamamen yeni bir organizma tasarlaması mümkün olsa da bunu laboratuvarda hayata geçirmenin henüz pratik bir yolu olmadığını belirtti.

King, “Yapay zekanın tasarladığı yaşam biçimlerinin yakın vadede tehdit oluşturması düşük ihtimal, ancak bu ihtimal giderek artıyor” diye ekledi.

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

bilim ve teknoloji

Bilim dünyasını sarsan iddia: Zamanda yolculuk teorik olarak mümkün olabilir!

Yayımlandı

üzerinde

Bilim dünyasını sarsan iddia: Zamanda yolculuk teorik olarak mümkün olabilir!

27 Ocak 2026 Saat: 02:00

Gizemli “kozmik sicimler”, geçmişe yolculuğun anahtarı mı? Fizikçiler, evrenin doğuşundan kalan bu izlerin sırrını çözmeye çalışıyor.

Zamanda yolculuk, yıllardır bilim kurgunun en popüler konularından biri. Peki, bu hayal gerçeğe dönüşebilir mi? Son dönemde fizikçiler, evrenin doğuşundan kalan ve “kozmik sicim” adı verilen gizemli yapıların, teorik olarak zaman yolculuğunu mümkün kılabileceğini tartışıyor. Bu iddia, bilim dünyasında büyük yankı uyandırırken, gözler gökyüzüne çevrildi.

Kozmik Sicim Nedir?

Kozmik sicimler, evrenin yaklaşık 13,8 milyar yıl önce aşırı sıcak ve yüksek enerjili halinden bugünkü daha düşük enerjili yapıya geçerken, uzay-zaman dokusunda oluştuğu düşünülen kalıntılar. Bilim insanları, bu yapıları hızla genişleyen deride oluşan çatlaklara ya da donan buzun içindeki kırıklara benzetiyor. Proton kadar ince, inanılmaz derecede yoğun ve ışık yılları boyunca uzanabilen bu yapılar, evrenin en büyük gizemlerinden biri olarak kabul ediliyor.

Zamanda Yolculuk Nasıl Mümkün Olabilir?

Teorik fizikçilere göre, iki paralel ve sonsuz uzunluktaki kozmik sicim birbirinin yanından geçerse, uzay-zamanı bükerek “kapalı zaman benzeri eğriler” oluşturabilir. Bu eğriler, teoride bir kişinin uzayda belirli bir yolu izleyerek, yola çıktığı andan daha erken bir zamana geri dönmesini sağlayabilir. Bu fikir ilk olarak 1991’de Princeton Üniversitesi’nden fizikçi J. Richard Gott tarafından ortaya atıldı. En çarpıcı nokta ise, bu tür zaman döngülerinin Einstein’ın genel görelilik denklemlerinin kabul ettiği matematiksel çözümler arasında yer alması. Yani mesele sadece bilim kurgudan ibaret değil; en azından teorik olarak fizik yasalarına aykırı değil.

Pratikteki Engeller Neler?

Tufts Üniversitesi’nden fizikçi Prof. Ken Olum, heyecanı fazla abartmamak gerektiği konusunda uyarıyor. Böyle bir senaryonun çalışması için ışık hızına yakın hareket etmek gerekiyor ki, bu bugünkü teknolojiyle neredeyse imkansız. Ayrıca, Gott’un modelinde sicimlerin “sonsuz uzunlukta” olması şartı pratikte büyük bir çıkmaz yaratıyor. “Kimse sonsuz uzunlukta bir şey inşa edemez” diyen Olum, bu yüzden modelin birebir uygulanabilir olmadığı görüşünde.

Kozmik Sicimler Gerçekten Var Mı?

Tüm bu tartışmaların kilit noktası, kozmik sicimlerin henüz doğrudan gözlemlenmemiş olması. Ancak bilim dünyası umutlu. Kuzey Amerika Nanohertz Yerçekimi Dalgaları Gözlemevi (NANOGrav), milisaniyelik pulsar adı verilen yıldızların sinyallerindeki küçük sapmaları inceleyerek uzay-zamandaki titreşimleri ölçüyor. 2020’de tespit edilen bir sinyal, kara delik kaynaklı yerçekimi dalgalarına benzemediği için dikkat çekmişti. Olum’a göre bu sinyal, “kozmik süpersicimler” ile uyumlu olabilir. Eğer gelecekte NANOGrav ya da 2034’te fırlatılması planlanan uzay tabanlı gözlemevi LISA, kozmik sicimlerin varlığını doğrularsa, bu keşfin etkisi devrimsel olabilir.

Bilim İnsanları Ne Diyor?

Cornell Üniversitesi’nden emekli fizik profesörü Henry Tye, kozmik sicimlere diğer zaman yolculuğu fikirlerine (örneğin solucan delikleri) kıyasla daha sıcak bakıyor. “Zaman yolculuğu olası görünmüyor, ama tamamen imkânsız da demem” diyen Tye, geçmişe yolculuğun teorik olarak hala tamamen dışlanmadığını söylüyor.

Sonuç
Zamanda yolculuk henüz gerçek değil, ancak kozmik sicimler gibi evrenin en eski kalıntıları, bu hayali teorik fizik düzleminde mümkün kılıyor. Bilim insanları, gözlemevleriyle evreni tarayarak bu gizemli yapıları arıyor. Eğer bir gün kozmik sicimler keşfedilirse, sadece zaman yolculuğu değil, evrenin doğuşuna dair tüm bildiklerimiz de değişebilir.

Okumaya Devam Et

Teknoloji

Dünya’nın Mevsim Düzeni Sanıldığı Gibi Değil: Yan Yana Bölgeler Bile Farklı Ritimlerle Yaşıyor

Yayımlandı

üzerinde

Dünya’nın Mevsim Düzeni Sanıldığı Gibi Değil: Yan Yana Bölgeler Bile Farklı Ritimlerle Yaşıyor

Bilim insanları, doğanın takviminin dört mevsim şablonuna sığmayacak kadar karmaşık olduğunu 20 yıllık uydu verileriyle kanıtladı.

🌍 Haber Tarihi: 22 Aralık 2025 – 21:30 | ⏱️ Okuma Süresi: 4 dk

Son yapılan çığır açıcı bir araştırma, Dünya’nın mevsimsel döngülerinin okulda öğretildiği gibi düzenli ve senkronize olmadığını ortaya koydu. California Üniversitesi Berkeley ekibi tarafından 20 yıllık uydu verileri kullanılarak hazırlanan yeni küresel harita, ilkbahar-yaz-sonbahar-kış döngüsünün birçok bölgede, hatta yan yana alanlar arasında bile aynı anda yaşanmadığını gösteriyor.

Araştırma, Nature dergisinde yayımlandı ve basit mevsim şablonlarına dayalı iklim modellerinin, tarım planlamasının ve ekolojik tahminlerin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğine işaret ediyor.

Doğanın Karmaşık Takvimi: Yan Yana, Ama Farklı Ritimde

Araştırmanın en çarpıcı bulgusu, coğrafi olarak çok yakın bölgelerin bile “farklı doğa saat dilimlerinde” yaşayabilmesi. Yani aynı enlemde, benzer rakımda veya aynı yarımkürede olmak, mevsimsel değişimlerin senkron ilerleyeceği anlamına gelmiyor.

Çarpıcı bir örnek: ABD’deki Phoenix ve Tucson

· Mesafe: Sadece 160 kilometre civarı.
· Fark: Tucson, yaz musonunun etkisiyle yağışı yaz aylarında daha belirgin yaşarken, Phoenix’in yağış dağılımı farklı bir takvim izleyebiliyor.
· Etki: Bu fark, sadece hava durumunu değil; bitkilerin canlanma zamanını, polen dönemlerini ve böceklerden kuşlara kadar birçok türün davranışını zincirleme şekilde etkiliyor.

Biyoçeşitlilik Sıcak Noktaları ile Çakışıyor

Harita, bu “uyumsuz mevsim” bölgelerinin önemli bir kısmının, dünyanın biyoçeşitlilik açısından en zengin ve en hassas bölgeleri olan “biyoçeşitlilik sıcak noktaları” ile çakıştığını ortaya koydu. Bu bir tesadüf değil.

Araştırmacılara göre, kaynakların (yağış, yeşerme, çiçeklenme) yakın mesafelerde farklı zamanlarda ortaya çıkması, türlerin beslenme ve üreme düzenini değiştirerek uzun vadede ekosistemleri şekillendiriyor, evrimi etkileyebiliyor.

Akdeniz İklim Kuşağında İki Aylık Gecikme

Çalışma, dünyanın Akdeniz iklimi görülen beş ana bölgesinde (Kaliforniya, Şili, Güney Afrika, Güney Avustralya ve Akdeniz Havzası) şaşırtıcı bir desen tespit etti.

Bu bölgelerdeki ormanların büyüme döngülerinin zirvesi, diğer birçok ekosisteme göre yaklaşık 2 ay gecikmeli gerçekleşiyor. “Ilıman ve yağışlı kış, sıcak ve kurak yaz” kalıbı, burada doğanın takvimini farklı ayarlıyor.

Tarım ve Ekonomiye Doğrudan Etkileri

Araştırma, bu düzensizliğin sadece doğal yaşamı değil, insan ekonomisini de etkilediğini gösteriyor.

Kolombiya’daki kahve bölgelerinde, dağların iki yakasında, bir günlük yol mesafesindeki çiftlikler arasında hasat ve çiçeklenme döngüleri aylarca sapma gösterebiliyor. Bu durum, tarımsal planlamayı ve üretimi doğrudan etkiliyor.

İklim Modelleri ve Gelecek Uyarısı

Araştırmacılar, bu bulguların mevcut iklim modelleri ve öngörüler için önemli bir uyarı taşıdığını vurguluyor. Bugün birçok ekolojik tahmin, tarım planlaması ve hastalık modelleri, “genel mevsim şablonları” üzerinden ilerliyor.

Oysa yan yana bölgeler farklı doğa takvimleriyle çalışıyorsa, iklim krizinin etkilerini (kuraklık, zararlı türlerin yayılımı, orman yangınları) anlamak ve öngörmek için çok daha ince detaylı ve yerel verilere dayalı modellemeler şart.

Araştırmanın Önemli Çıkarımları

· Mevsim, tek bir takvim değil: Coğrafya, bitki örtüsü ve yerel iklim dinamiklerinin birlikte yazdığı karmaşık bir program.
· Biyoçeşitlilikle bağlantı: Mevsimsel uyumsuzluk, biyolojik çeşitliliğin oluşumunda ve sürdürülmesinde kilit bir rol oynuyor olabilir.
· Tarım ve ekonomi etkilenir: Çiçeklenme ve hasat zamanlarındaki yerel farklılıklar, gıda üretimini ve güvenliğini doğrudan etkileyebilir.

Okumaya Devam Et

Teknoloji

Spotify Arşivi İnternete Sızdı: 300 TB’lık Müzik Kütüphanesi Torrent’te Paylaşıldı

Yayımlandı

üzerinde

Spotify Arşivi İnternete Sızdı: 300 TB’lık Müzik Kütüphanesi Torrent’te Paylaşıldı

22 Aralık 2025, 11:32 • Okuma Süresi: 4 dakika

Dijital müzik dünyası, tarihinin en büyük veri sızıntısı iddiasıyla sarsıldı. “Anna’s Archive” adlı bir grup, Spotify’ın neredeyse tüm müzik arşivini kopyalayarak, toplam 300 Terabayt büyüklüğünde bir torrent dosyası olarak paylaşıma açtığını duyurdu. Grup, bu arşivin platformdaki tüm dinlemelerin %99.6’sını kapsadığını iddia ediyor.

 

 İddia Edilen Sızıntının Boyutları

· Toplam Veri Boyutu: Yaklaşık 300 Terabayt (TB).
· Meta Veri: 256 milyon parçaya ait şarkı adı, sanatçı, albüm ve popülerlik bilgisi.
· Ses Dosyası: 86 milyon şarkının ses dosyası.
· Kapsam: Spotify’daki dinlemelerin %99.6’sını temsil ettiği iddia ediliyor.

 Grup, “Korsanlık Değil Kültürel Koruma” Diyor

Olayın merkezindeki “Anna’s Archive”, bu eylemi bir korsanlık faaliyeti olarak değil, “kültürel koruma” projesi olarak tanımlıyor. Grup, popüler olmayan milyonlarca şarkının, platformların kapanması veya lisans sorunları nedeniyle tamamen kaybolma riski altında olduğunu savunarak, modern müzik tarihinin gelecek nesiller için korunması gerektiğini öne sürüyor.

 Spotify’dan İlk Açıklama Geldi

Konuya ilişkin Billboard’a bir açıklama yapan Spotify sözcüsü, “Yapılan bir yetkisiz erişim soruşturması, bir üçüncü tarafın kamuya açık meta verileri taradığını ve platformun bazı ses dosyalarına erişmek için DRM (Dijital Haklar Yönetimi)‘yi aşmak üzere yasa dışı taktikler kullandığını tespit etti” dedi. Spotify, olayı aktif bir şekilde soruşturduğunu bildirdi ve grubu “fikri haklar karşıtı aşırılık yanlıları” olarak nitelendirdi.

 Sektördeki Olası Etkileri ve Endişeler

Uzmanlar, bu boyutta bir veri sızıntısının müzik endüstrisi üzerinde derin etkileri olabileceğini belirtiyor.

Kişisel Spotify Klonları: Üçüncü parti bir şirketin CEO’su, yeterli depolama alanı olan herkesin teorik olarak kendi kişisel, ücretsiz Spotify’ını kurabileceğini ifade etti.

Telif Hakları İhlali: 86 milyon şarkının telif hakkı sahipleri olmadan dağıtılması, tarihin en büyük müzik korsanlığı olaylarından biri olarak görülüyor.

Yapay Zeka Riskleri: Büyük ölçekli müzik veri setlerinin, lisanssız yapay zeka modellerini eğitmek için kullanılması endüstri için büyük bir endişe kaynağı.

 Dosyalar Popülerliğe Göre Sıralanmış Durumda

Anna’s Archive’ın açıklamalarına göre, paylaşılan torrent paketleri şarkıların popülerlik düzeylerine göre sınıflandırılmış. Gruptan yapılan teknik açıklamada, çok popüler şarkıların orijinal kalitede (160 kbps), daha az popüler olanların ise dosya boyutunu küçültmek için daha düşük kalitede (75 kbps) kodlandığı belirtildi.

 Spotify’ın Olası Hamleleri Ne Olacak?

Spotify ve telif hakkı sahiplerinin, torrent dağıtım noktalarına karşı yasal işlem başlatması ve içeriği kaldırmaya çalışması bekleniyor. Aynı zamanda platformun, veri tarama yöntemlerini engelleyecek teknik önlemleri artırması öngörülüyor.

✍️ Editörün Yorumu

“Anna’s Archive” olayı, dijital çağda kültürel mirasın korunması ile fikri mülkiyet hakları arasındaki süregelen gerilimi bir kez daha gözler önüne serdi. Bir yanda milyonlarca eserin dijital ortamda yok olma tehlikesi, diğer yanda sanatçıların ve hak sahiplerinin geçim kaynağını koruma zorunluluğu… Bu devasa sızıntının, müzik endüstrisinin güvenlik ve lisans politikalarını kökten sorgulamasına neden olması kaçınılmaz görünüyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar