Bilim insanlarının peşini bırakmadığı 10 “kayıp” hayvan yeniden görüntülendi
Tarih: 11 Eylül 2026
Saat: 12:03
Okuma süresi: 8 dakika
FatihDoğanMedya Haber Merkezi

Bilim insanları, onlarca yıl boyunca izini süremediği bazı hayvan türlerinin hâlâ yaşadığını ortaya koydu. Uzak ormanlarda, derin denizlerde ve ulaşılması güç bölgelerde kurulan fotokapanlar, kayıp sanılan türleri tek tek görüntüledi. 94 yıldır kayıp olan bir kuştan, yalnızca fosillerden bilinen bir memeliye kadar uzanan keşifler, doğanın hâlâ ne kadar çok sır barındırdığını gösteriyor.
94 yıllık sessizliği paslı tarlakuşu bozdu
Paslı tarlakuşu (Rusty lark), 1931 yılında Nijer’de örneklerinin toplanmasının ardından bilimsel kayıtlardan tamamen kayboldu. Şubat 2026’da Çad’daki Abou Telfane Yaban Hayatı Koruma Alanı’nda Fransız kuş gözlemcileri tarafından yeniden görüntülendi. Çekilen fotoğraflar ve kaydedilen sesler, türün 94 yıl sonra yeniden doğrulanmasını sağladı. Bu görüntüler, türün yaşayan bireylerine ait bilinen ilk fotoğraflar oldu.

Kenya’da dağ bongosu yıllar sonra kameraya yakalandı
Kenya’ya özgü dağ bongosu, dünyanın en nadir büyük antiloplarından biri olarak biliniyor. Maasai Mau Ormanı’nda 2018’den sonra doğrulanmış fotokapan kaydı bulunmaması, yerel popülasyonun yok olmuş olabileceği endişesini doğurdu. Ancak 2025’in sonunda kurulan fotokapanlardan biri genç bir erkeği görüntüledi. Ardından farklı bireylerin de fotoğraflanması, popülasyonun hâlâ yaşadığını ortaya koydu.

Attenborough’nun adını taşıyan memeli son karede çıktı
Yumurtlayan memeliler grubunda yer alan Attenborough’nun uzun gagalı ekidnesi (Zaglossus attenboroughi), 1961’den sonra bilimsel olarak görülmemişti. Endonezya’nın Papua bölgesindeki Cyclops Dağları’nda yürütülen kapsamlı araştırmada 80’den fazla fotokapan kullanıldı. Ekip neredeyse umudunu kaybettiği sırada son hafıza kartındaki görüntülerde ekidne ortaya çıktı. Böylece türün 60 yılı aşkın süredir devam eden sessizliği sona erdi.
Oxford Üniversitesi biyoloğu ve Cyclops Expedition’ın lideri Dr. James Kempton, türün sıra dışı özelliklerini anlatırken ekidnenin kirpi dikenlerine, karıncayiyen burnuna ve köstebek ayaklarına benzediğini belirtti. Kempton’a göre bunun nedeni, türün yaklaşık 200 milyon yıl önce diğer memelilerden ayrılan yumurtlayan memeliler grubunda yer almasıydı. Araştırma, yerel halkın ekolojik bilgisi ile fotokapan teknolojisinin birleştirilmesiyle gerçekleştirildi.

Derinliklerin gizemli avcısı kameralara yakalandı
Goblin köpek balığı, yaklaşık 125 milyon yıl öncesine uzanan eski bir soyun günümüzdeki temsilcilerinden biri. Derin sularda yaşaması nedeniyle doğal ortamında gözlemlenmesi son derece güç. 2024’te Tonga Çukuru’na yerleştirilen yemli bir kamera, yaklaşık 1.997 metre derinlikte bir bireyi görüntüledi. Yaklaşık 20 saniyelik kayıt, türün bilinen derinlik aralığının genişlemesine katkı sağladı.

1937’den beri görülmeyen altın köstebek izini bıraktı
De Winton’ın altın köstebeği, 1937’den sonra görülmeyen türler arasındaydı. Güney Afrika’daki araştırmacılar uzun süre kumulların altında yaşadığı düşünülen bu küçük memelinin izini sürdü. Türün yeniden bulunması, yalnızca kayıp bir hayvanın ortaya çıkması anlamına gelmedi; aynı zamanda uzun yıllar boyunca yeterince araştırılmamış habitatların nadir canlıları nasıl gizleyebildiğini de gösterdi.

Fosil kayıtlarında yok olan ailenin yaşayan üyesi bulundu
Laos’ta yaşayan Laotian kaya sıçanı, bilim dünyası açısından daha da şaşırtıcı bir keşifti. Hayvanın bağlı olduğu Diatomyidae ailesi yaklaşık 11 milyon yıllık fosil kayıtlarıyla biliniyordu ve yok olduğu düşünülüyordu. Ancak 2006’da canlı bir birey yakalandı, fotoğraflandı ve görüntülendi. Böylece bilim insanlarının yalnızca fosillerden bildiği bir soyun günümüzde de devam ettiği anlaşıldı.

Angola’nın “hayalet filleri” gerçekten yaşıyordu
Angola’daki iç savaş yıllarında filler büyük ölçüde ortadan kayboldu. Ancak yerel halk, ülkenin uzak yüksek kesimlerinde fillerin yaşamaya devam ettiğini bildiriyordu. Araştırmacı Steve Boyes yıllarca iz sürdü ve sonunda 2024’te hareket sensörlü bir kamera bu fillerden birini görüntüledi. Daha sonra dışkıdan alınan DNA örnekleri, grubun daha önce dizilenmiş popülasyonlardan genetik olarak farklı olduğunu ortaya koydu.
Cozumel cüce tilkisi yol kenarında ortaya çıktı
Meksika’nın Cozumel Adası’nda yaşayan cüce tilkinin varlığı uzun süre belirsiz kaldı. Bir yol kenarında çekilen fotoğraf, türün hâlâ hayatta olduğuna ilişkin önemli bir kanıt sundu. Ancak bilim insanlarının önünde hâlâ büyük soru işaretleri bulunuyor. Popülasyon büyüklüğü, yaşam alanının kesin sınırları ve türün gelecekte karşılaşabileceği tehditler konusunda yeterli veri bulunmuyor.

Bulanık fotoğraftan yeni tür çıktı
Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde yerel halkın “Likweli” olarak adlandırdığı gizemli maymun, 2008’de çekilen bulanık bir fotoğrafla bilim dünyasının dikkatini çekti. 2018-2022 yılları arasında yapılan çalışmalar sırasında 114 gözlem gerçekleştirildi. Morfolojik ve mitokondriyal veriler sonucunda hayvanın Colobus congoensis adıyla yeni bir tür olduğu doğrulandı. Bilinen yayılış alanı yaklaşık 1.700 kilometrekareyle sınırlı.
Yeni Gine ormanları iki “kayıp” memeliyi saklamıştı
Yeni Gine’nin Vogelkop Yarımadası’nda araştırmacılar, bilim dünyasının büyük ölçüde fosillerden tanıdığı iki memelinin günümüzde de yaşadığını ortaya çıkardı. Cüce uzun parmaklı keseli yanlışlıkla başka bir tür sanılmış bir örnek üzerinden yeniden tanındı. Halka kuyruklu süzülen keseli ise fotoğraf, canlı örnek ve fosil karşılaştırmalarıyla doğrulandı. Keşifler bölgenin evrimsel önemini ortaya koydu. Bu iki türün binlerce yıl boyunca yalnızca fosil kayıtlarından bilindiği, dolayısıyla yeniden keşiflerinin bilim dünyasında ayrı bir yere sahip olduğu belirtiliyor.
Kameralar sadece fotoğraf çekmiyor
Bilimsel çalışmalar, fotokapanların nadir hayvanları belirlemede önemli bir araç olduğunu gösteriyor. PLOS ONE’da yayımlanan bir araştırmada, Kosta Rika’daki tropikal ormanlarda fotokapanlardan elde edilen veriler kullanılarak 13 memeli türünün yaşam alanı kullanımındaki değişimler incelendi. Araştırmacılar, bu yöntemin tür çeşitliliği, bulunma olasılığı ve hayvanların hareketleri hakkında değerli bilgiler sağlayabildiğini bildirdi.
Başka bir araştırmada ise fotokapanların yerleştirildiği noktaların sonuçları ciddi biçimde etkileyebildiği görüldü. Bazı konumlarda hayvanların tespit edilme olasılığının yüzde 38’e kadar arttığı, belirli noktalarda fotoğraf yakalama oranlarının ise 9,7 kata kadar yükselebildiği belirlendi. Bu sonuç, nadir türlerin aranmasında yalnızca kamera kullanmanın değil, kameranın nereye yerleştirildiğinin de büyük önem taşıdığını ortaya koydu.
Bu keşiflerin ortak noktası dikkat çekici: Bir türün uzun süre görülmemesi, mutlaka ortadan kaybolduğu anlamına gelmiyor. Ulaşılması zor habitatlar, gececil yaşam, insanlardan kaçınma ve düşük popülasyon yoğunluğu, hayvanları yıllarca bilim dünyasından gizleyebiliyor. Yeni teknolojiler ve yerel bilgi bir araya geldiğinde ise “kayıp” sanılan canlılar yeniden karşımıza çıkabiliyor.
Uzmanlar, bu tür keşiflerin koruma çalışmaları açısından kritik önem taşıdığını vurguluyor. Yeniden bulunan popülasyonların sağlıklı şekilde takip edilmesi, yaşam alanlarının korunması ve yerel toplulukların sürece dahil edilmesi, bu türlerin geleceği açısından belirleyici olacak. Bilim insanları, özellikle Attenborough ekidnesi gibi kritik derecede tehlike altındaki türler için acil koruma eylem planlarının devreye alınması gerektiğini belirtiyor.











